top of page

KIRMIZI PAZARTESİ , Gabriel Garcia Marquez

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 22 Şub 2019
  • 3 dakikada okunur

Ben bu adama hayranım diye düşünüyordum ki elim klavyenin tuşlarına değmeye başladı. Güney Amerika'nın büyülü dünyasına, büyülü bir gerçekliğe tanık olmaya çağıran bu yazara hayran olmamak zaten mümkün müdür?

KIRMIZI PAZARTESİ

Geçtiğimiz günlerde düzenlediğimiz Dilek Kitaplığı kitap kulübümüzün konusu KIRMIZI PAZARTESİ 'ydi. Romanı okuduktan sonra bir araya geldik ve üzerine uzun uzun konuştuk. Ben okumalarımı yaparken her zaman etkilendiğim bölümlerin altını çizerim. 107 sayfalık bu kısa romanda altı çizilecek çok şey vardı. Bunlardan kısa kısa bu yazıma da almak istiyorum. İsterseniz önce onlardan başlayalım.

Öncelikle, roman göz göre göre işlenen bir cinayetin yıllar sonra izinin sürülmesini işliyor. Kuzey Amerika'nın bir kasabasında varlıklı ve çok güçlü bir ailenin, el üstünde tutulan oğlu, kasabanın fakir ailelerinden birinin ikiz oğulları tarafından namuslarını temizlemek için öldürülüyorlar. Roman içinde bir düğün ve cinayetin bulunduğu 24 saati anlatıyor. Karakterler hikâyenin geçtiği coğrafya gibi çok çeşitli, renkli ve derinlikli. Her birinin kendi hikayesi açılıyor.

KIRMIZI PAZARTESİ

Cinayete kurban giden Santiago Nasar daha yirmili yaşlarının başında, babası arap o küçükken ölmüş, annesiyle ve hizmetlilerle büyük bir evde yaşıyor. Başının altında silahla uyuyor ancak nasılsa cinayetin işlediği gün silahını almadan sokağa çıkıyor. "Her zaman, tıpkı babası gibi, yastık kılıfının arasına sakladığı silahıyla birlikte uyurdu: ama o gün evden çıkmadan önce mermilerini içinden çıkarmış, boş silahı komodinin çekmecesine koymuştu."

Evlendiği gün bekâreti bozulduğu gerekçesiyle kocası Bayardo San Roman tarafından eve gönderilen Angela Vicaro çok güzel bir genç kız. Kimsenin Santiago Nasar'a hesap soramayacağını düşünürek ve ilk aklına gelen isim olarak onun adını veriyor. Böylesi bir cinayet hikâyesinin yaşanmasının nedeni oluyor. Ve romanın sonuna kadar da susuyor. Bana göre bu suskunluğu ile ailesinden, toplumdan ve her şeye sahip olan zengin Santiago Nasar gibilerden intikam alıyor.

Placida Linero, Santiago Nasar'ın annesi. Güzel bir kadın. Yerli. Arap İbrahim Nasar'la muhtemelen parası için evleniyor. Romanın başında büyülü gerçekliğe giriş yapmamızı kolaylaştıran rüyayı o anlatıyor. Kadın bir rüya yorumcusu ama oğlunun gördüğü rüyayı yanlış yorumlayarak hikâyeyi başlatan da o oluyor: "Rüyasında kendini koca koca incir ağaçlarından bir ormanın içinden geçerken görmüştü, incecik bir yağmur çiseliyordu, bir an için mutluluk duymuş; ama uyandığında üstü başı kuş pislikleri içindeymiş duygusuna kapılmıştı. "Rüyasında hep ağaçlar görürdü", demişti bana annesi Placida Linero, o uğursuz Pazartesi'nin ayrıntılarını aradan 27 yıl geçtikten sonra anımsarken. "Bir hafta önce de rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden yaldılı kağıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştü." "Santiago Nasar işte o sırada anlatmıştı gördüğü rüyayı ama annesi ağaçları hiç önemsememişti. "Kuşlarla ilgili tüm rüyalar hayırlıdır" demişti. 

Hikâyenin geçtiği gün de enterasandır KIRMIZI PAZARTESİ 'nde çünkü gece şaşalı bir düğün yaşamış olan kasaba ertesi sabah erkenden yine büyük bir olaya şahitlik edecektir: Başpiskopos kasabadan geçecektir. Ama beklenen olmaz... "Ama piskopos toprağımaza ayak basmadan geçip gittikten sonra, örtbas edilmiş olan öteki haber artık bir rezalet boyutuna ulaşmıştı. İşte kız kardeşim Margot bu haberi o sırada tüm ayrıntılarıyla ve acımasızlığıyla öğrenmişti: Angela Vicario, yani bir gün önceki düğünle enlenmiş olan o güzel kız, ana babasının evine geri gönderilmişti, çünkü damat onun bakire olmadığını anlamıştı. "

Bayardo San Roman, yani Angela'yı evine geri gönderen damat güçlü bir albayın oğlu. Zaten evlenmek niyetiyle kasabaya geliyor. Kasabalıyı etkiliyor ve o da sokakta yürürken gördüğü Angela'nın güzelliğinden etkilenip, onunla evleneceğim, diyor, o kadar. Kıza tek sorduğu kasabada hoşuna giden evin hangisi olduğu oluyor. Kız da kasabanın en güzel evini söylüyor. Ancak Dul Xius'a ait olan evi Bayardo San Roman bir şekilde zorbalıkla ele geçiyor.

Cinayeti işleyen Pablo ve Pedro Vicaro kardeşler de çok ilginç. Bu ikizlerden küçük olan askere alınıyor, diğeri evde aileye bırakılıyor. Askerden döndüğünde artık abi rolünü o üstleniyor. Diğeri o ne derse yapıyor.

Romanın bana göre ana fikir gibi işlenen yeri savcının Santiago Nasar aleyhine hiç bir kanıt bulamamasına karşın kendi el yazısıyla ve kırmızı mürekkeple tutanaklara düştüğü not: BANA BİR ÖNYARGI VERİN, DÜNYAYI YERİNDEN OYNATAYIM.

Küçük bir not paylaşmak istiyorum. Sohbetimiz sırasında arkadaşım anlattı Zülfü Livaneli'den duymuş, Kırmızı Pazartesi'nde geçen hikâye gerçekmiş. Gabriel Marquez'in çocukluğunda yaşadığı kasabada gerçekten böyle bir olay yaşanmış. Yıllar sonra bunu yazmasına annesi izin vermemiş çünkü tüm karakterler gerçekmiş. Çok uzun zaman sonra annesini ikna edip bu olayı roman olarak yazabilmiş.

KIRMIZI PAZARTESİ

Gabriel Garcia Marquez, halk arasındaki adıyla GABO, romanlarında gerçek hayatından izler taşımayı seven bir yazar. Bu romanda da dikkatli okuyucu, karısı Mercedes'i, ilk cinsel deneyimi yaşadığı hayat kadınını, kendi dedesini rahatlıkla bulabilecektir.

Eğer okumadıysanız hemen alın okuyun derim. Sevgiyle kalın.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page