top of page

ALEMDAĞ'DA VAR BİR YILAN

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 7 Oca 2020
  • 6 dakikada okunur

Kitap kulübümüzün bu yılki yazarlarından biri de ALEMDAĞ'DA VAR BİR YILAN öykü kitabıyla büyük usta Sait Faik'ti. Kendisiyle aynı şehirde yaşama şansına sahip olduğumuzdan, ve bunu bir fırsat bilerek, kulüp toplantımızı Sait Faik'in şimdi Darüşşafaka Cemiyeti tarafından müzeye dönüştürülmüş olan Burgazada'daki evinde yapmıştık.

ALEMDAĞ'DA VAR BİR YILAN öykü kitabı Sait Faik'in eserleri arasından iki açıdan önemli yere sahiptir. İlki ölümünden çok kısa önce yayınlanmış olması, ikincisi yıllar yılı ortaya koymak istediği ancak bir türlü yapamadığı farklı bir edebi anlayışı taşıması.

Toplantımız için ben çeşitli kaynaklardan araştırma yapmış ve özet bir sunum hazırlamıştım. Buradan o sunum metnimi paylaşmak istiyorum. Sait Faik ve edebiyatı üzerine günlerce, aylarca konuşmak mümkün. Biz ALEMDAĞ'DA BİR YILAN öykü kitabıyla bir giriş yaptık diyelim...

Sait Faik

SUNUM NOTLARI:

Bir sanatçının eserini onun evinde, anılarına dokunarak konuşmak ne büyük şans. Söyleşimizin konusu Sait Faik Abasıyanık’ın ölümünden çok kısa bir süre önce yayınlanan ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN öykü kitabı. Süremiz yettiğince öyküler üzerinde teker teker durarak yazarın sanatını daha yakından tanımaya, anlamaya, anlamlandırmaya çalışacağız. Ama öncelikle kısaca bir Sait Faik tanışması yapalım istiyorum. Bir kişiyi dostlarından daha iyi kim anlatabilir ki?

A.V.B.Y.ın benim elimdeki baskısı 2018 yılı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan. Bu baskının sonunda Sait Faik’in yakın dostlarından Fikret Ürgüp’ün ‘Sait Faik’in Realitesi’ isimli bir yazısı yer alıyor. Bu yazı usta öykücünün ölümünden hemen sonraki ay Varlık dergisinde yayınlanmış. İzninizle bu yazıdan kısa alıntılar yapmak istiyorum: 

“Sait Faik’in bütün hikâyeleri yaşanmış, kendi biyografisidir. Fakat bu kış yazdığı on sekiz, yirmi hikâyeden evvel yazmış olduğu hikâyeler de basbayağı hikâyeydi, yani onun hakiki hayatının ancak bir veya iki planında geçen olayları zapt ediyordu. Onlardan herkesin sevdiği anladığı şiir dolu dünya görüşünü, sıcak insan sevgisini buluyor ve tadına doyamıyorduk. Asıl yaşayan Sait Faik, bu devirlerin hikâyelerinden çok başka yerdeydi. Bunu kendi de biliyordu.

---

Yaşar Kemal ve Sait Faik bir arada

“Alemdağında Var Bir Yılan” isimli son çıkan hikâye kitabındaki on yedi hikâye, artık o eski kalıplardan kurtulmuş hikâyelerdir. Bunlara surrealiste demek yerinde olur ve Sait Faik’in bütünlüğü bu hikâyelere aksetmiştir. Şuurun bütün planlarından kesitler yapılarak yazılmış olan bu hikâyelerde Sait Faik’in realitesini bulmamıza şaşmamak lâzım, çünkü Sait’te rüya ile hayal birbirine karışmıştı. Onun yalnız dolaştığı zamanki yüzünü görmüş olanlar bunu kolaylıkla anlarlar. Rüyanın ve realitenin ilhamlarını birlikte kullanarak kendini anlamaya çalışmakla geçmiştir hayatı. Bu tecrübeyi yaşamıştır. (Tanı, tanı, kendini tanı, işe başla bir kere bu yönden, sonra onu da anlayacaksın.)

---

Bir sanatçıyı sanat yapmaya zorlayan ondaki boşalma ihtiyacıdır. Kendini zorlayan, içinde biriken, kişisel haletleri dışarı vererek rahatlamak zorunu hisseder. Söylediğimiz gibi, o kadar kompleks olan kişiliğini, alışılmış hikâyelerle tam olarak açıklayamayan Sait Faik, sanatına da isyan etti. İster anlasınlar, ister anlamasınlar, kendi kendi anlamasına, aydınlatmasına imkân sağlayan surrealiste hikâyeler yazdı. Hastalığa, perhize isyanı ile geleneğe, eski usul hikâyeciliğe isyanı birlikte oldu. Meğer hayatının son mevsimiymiş. Eserini bir nevi bitirmiş oldu. 

---

Alemdağında Var Bir Yılan daki hikâyelerde, artık saklanmayan, başkalarının hükümlerinden çekinmeyen, sahici Sait var. Müdafaası da: Derin, kuvvetli, her şeyi güzelleştiren ebedi güzelliktir ve bu da “aşk”tır. Bu son hikâyelerin her biri üzerinde ayrı ayrı durarak onları tahlil etmek, Sait’i anlamak bakımından çok verimli ve yerinde bir iş olur.”

Sevengül Sönmez’in A’den Z’ye Sait Faik kitabından alıntılanan ve Sait Faik Müzesinin web sitesinde HAYATI başlığı altında yer verilen hayat hikayesi şöyledir:

18 Kasım 1906 Adapazarı’nda dedesinin evinde dünyaya gelir. (5 Teşrin-i sani 1322)  Doğum günü Ramazan Bayramı’nın ilk günü yani Hicri 1 Şevval 1324 Pazar günüdür.

1910 Babası Mehmet Faik Bey, tahrirat kâtibi olarak Karamürsel’e tayin olunur.

1910-1913 Babasının işi nedeniyle Karamürsel’de deniz kıyısında bir evde yaşarlar.

1913 Aile Adapazarı’na geri döner ve Sait Faik, Rehber-i Terakki’de okula başlar. Babası kereste ticaretine atılır.

1913-1916 Annesi ve babası bir süre ayrı yaşarlar. Annesi Makbule Hanım, babasının akrabalarından Hacı Numan Bey’in hanımı Mürüvvet Hanım’la beraber kalır. Sait Faik ise babasının evinde babaannesi ve dedesi ile yaşar; annesini ancak haftada bir gün görür.

1920-1922 Aile, Yunan işgali nedeniyle diğer akrabalarla birlikte önce Düzce’ye oradan Bolu’ya ve son olarak Hendek’e gider.

1922 Sait Faik,  Adapazarı İdadisi’nde öğrenimine devam eder.

1924 Ailecek, İstanbul’a göç ederler. Şehzadebaşı Bozdoğan Kemeri, Kirazlımescit Caddesi No:7’deki evlerine taşınırlar. Sait Faik İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydolur. Şehzadebaşı’nda yaşadıkları yıllarda önce Yakacık’ta sonra da Burgazadası’nda yazlık kiralamaya başlarlar.

1925 İğne olayı nedeniyle İstanbul Erkek Lisesi’nden atılır ve öğrenimine Bursa Erkek Lisesi’nde devam eder. İlk öyküsü olan “İpekli Mendil”i bu yıl, edebiyat dersinin ödevi olarak yazar.

1928 Bursa Erkek Lisesi’nden mezun olur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydını yaptırır.

9 Aralık 1929 İlk yazısı “Uçurtmalar” Milliyet gazetesinde yayımlanır.   1930 Yurtdışına ilk çıkış. Amcasıyla birlikte vapurla Venedik’e oradan Lozan’a geçerler.

1931 Grenoble Üniversitesi’ne yazılmadan önce Fransızcasını ilerletmek için Champollien Lisesi’nde Fransızca derslerine devam eder ve aynı yıl kısa bir süre amcasının yanına Milano’ya gider. Birkaç gün sonra Fransa’ya geri döner. Üç ay sonra amcasına bir mektup yazarak Türkiye’ye dönmek istediğini bildirerek gelip kendisini almasını ister. Paris üzerinden Türkiye’ye dönmek için hareket ederler, Marsilya’ya kadar birlikte giderler ama dönmekten vazgeçerek Grenoble’a geçer.

1932 Yaz tatilinde İstanbul’a gelir.

1934 Babasının isteğiyle Orta Avrupa ve Tuna yoluyla İstanbul’a döner. Aile artık, Osmanbey Rumeli Caddesi’ndeki Rumeli Apartmanı’nda yaşamaktadır. Öyküleri Varlık’ta yayımlanmaya başlar.

1935-1936 Babası Kırağı Sokak’taki (Bugünkü Nakiye Elgün Sokağı) İkbal Apartmanı’nı satın alır. Bu mülk, ailenin İstanbul’da satın aldığı ilk gayrımenkuldür. Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yapmaya başlar. Öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramaması nedeniyle çıkan bir tartışma sonucunda işten ayrılır.

1936 Babası, Sait Faik’e Odunkapısı’nda zahire alım satımı yapmak için bir dükkân açar. Kendi ortaklarından Ali Emali’yi de oğlunun yanına ortak olarak yerleştirir. Ancak bu iş girişimi kısa sürede sonuçsuz kalır, Sait Faik boş dükkânının anahtarını babasına iade eder. İlk kitabı Semaver Remzi Kitabevi tarafından baskı maliyetini babasının karşılamasıyla yayımlanır.

Eylül 1937 İkinci kez yurtdışına çıkar. Marsilya’ya gider. On sekiz gün sonra geri döner.

Ağustos 1938 Burgazadası’ndaki köşk satın alınır.

29 Ekim 1938 Babası Mehmet Faik Bey yakalandığı ağır bronşitten kurtulamayarak vefat eder. Babasının ölümünden sonra Sait Faik, kışları Kırağı Sokak’taki evde yazları ise adada annesiyle birlikte yaşamaya başlar.

1939 Sarnıç, Çığır Kitabevi tarafından yayımlanır.

1940 Şahmerdan, Çığır Kitabevi tarafından yayımlanır.

15 Haziran 1940 “Çelme” adlı öyküsü Varlık’ta yayımlanır. (Öykü ilk kez 25 Mart 1937’de Kurun’da yayımlanmıştır.) Bu öykü nedeniyle  Askeri Mahkeme’ye verilir.

SAİT FAİK’İN İSTANBUL’U

Sait Faik, yalnızlığın getirdiği sıkıntıyla gezer, İstanbul’un çeşitli semtlerini dolaşır, değişik mekanlara girer. Orhan Kemal, yakın arkadaşı SAİT FAİK’İN iSTANBUL’U DOLAŞMAKLA GEÇEN GÜNLERİ ŞÖYLE ÖZETLER:

“kimi günlerde alessabah, İstanbul’u fellik fellik dolaşmaya çıkar; Beyazıt’ta havuzun başına tünemişse ‘Havuz Başı’ öyküsünü, Boğaz’a sarkmışsa ‘Menekşeli Vadi’yi, Yedikule’den dışarı çıkmışsa ‘Sur Dışında Hayat’ı yazardı. Bu arada yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Yüksekkaldırım’da, Gülhane Parkı’nda ne bileyim bir dükkanda ya da İstanbul’un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları da kolundan tutup öykülerine sokuştururdu. Cumartesi ve Pazarları ise adacığına sığınırdı. Kendi köyünü, kendi köyünün insanlarını, balıklarını, Sviriada, Kaşıkadası’yla giriştikleri komşuculuk oyununu anlatırdı.”

Sait Faik yalnız bir insandır. Yalnızlığın verdiği sıkıntı ve acıyı biraz olsun hafifletebilmek için günün yirmi dört saati canlılığını koruyan Beyoğlu’nda vakit geçirmeyi sever. Yaşar Kemal Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan SAİT FAİK’LE GÖRÜŞME (1953) röportajında şöyle der:

“Akşamüstleri tünelden Taksim’e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli, ama müthis kederli -yüzündeki keder besbellidir, elle tutulacak gibi, yüzde donup kalmıştır- pantalonu ütüsüz ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar. Bu adamın bu beyoğlu kalabalığı içinde bir hali vardır ki (daha doğru her hali) size bu koskocaman şehirde, yapayalnız olduğunu söyler. Bu neden böyledir? Orasını kimse bilmez. Bazı adamlar vardır, insan yüzünde sırf hırs, kin okr. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık... Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesini kanepelerinden birine oturmuş, peybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız.” 

Beyoğlu’nun içkili mekânları ve kahveleri Sait Faik’in çok iyi bildiği ve hikâyelerinde sıklıkla bahsettiği yerlerdir. Salah Birsel “Sait Adında Bir Balık” kitabında şöyle anlatır: 

“Sait Faik, Beyoğlu’nda, çokluk ikindi üstleri görünürdü. Gece yarılarına değin de oradan çıkmazdı. Bir kahveye dalar 15-20 dakika. Sonra başka bir kahve, bir meyhane, bir sergi, geceleri sinema, pek çoğu bir tiyatro ya da yine bir meyhane. Bu süre içinde İstiklal Caddesine bir sürü gitmeler, gelmeler, avuç dolusu votka.” Bu hali bana LÜZUMSUZ ADAM öyküsünü hatırlatır. 

Leyla Erbil 

ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN'ın elimdeki baskısında,

Varlık Yayınları tarafından 1954 yılında yapılan ilk baskıda kitabın adı “Alemdağında Var Bir Yılan”dır. Sait Faik bu duruma çok sinirlenir, çünkü onun teslim ettiği dosyanın kapağında “Alemdağ’da Var Bir Yılan” yazıyordur. Bu yanlışın yayınevine ait olduğunu söyleyip Leyla Erbil’e dert yanar. Kitabın ikinci baskısında adı düzeltilmiştir. 

Edebiyat haberde yayınlanan bir röportajında Samuel Beckett hayranlığını dile getiren Leyla Erbil Hallaç kitabının keşke birinci bölümünü de Sait Faik’e adasaydım der; 

Sait Faik ise bizden bir yazardı: daha yumuşak, sevecen, çekingendi yazını, ama sarsıcıydı. Bize daha yakındı. Türk yazınının yatağını değiştirdiğine, ardıllarına yeni ufuklar sunduğuna inanırım. Gözümden bir perde de o kaldırmıştır. Yerli olsun yabancı olsun başka yazarları akla getirmeyen özgün metinlerdi ortaya çıkardıkları. (Özgünlüğe hâlâ inananlardanım.) Odak noktası daha çok kendisi olan insanı anlattı; kendine özgü biçimi, dili buldu.

Ben onunla tanıştığımda (953 sonu-54 başı olmalı) hayranlığım doruktaydı. Utana sıkıla kendi şiir ve hikâyelerimi okudum. Şiirlerimi eleştirdi, hikâyelerimi övdü. Alıngan, sinirli, dürüst, utangaç ve alabildiğince alçakgönüllü bir adam… Yüreklendirdi beni; ben de kararımı düzyazıdan yana koydum. Oysa aynı yıllarda Ahmed Arif şair olduğumda ısrar ediyordu…

Son Yazılar

Hepsini Gör
Fuat Sevimay'ın Aziz ile Nikola Romanı

Benim Aziz ve Nikola romanında en sevdiğim yönlerden biri üst okumalara neden olacak bilgiler paylaşması ve kadın karakteri önemli bir konuma yerleştirmesiydi.

 
 
 
MUTEDİL DALGALI

Ömür İklim Demir'in son öykü kitabı Mutedil Dalgalı kitap kulübümüzün kapanış konuğuydu. Muhtelif Evhamlar Kitabı isimli öykü kitabıyla yazarla tanıştım. Ardından Kum Tefrikaları romanı geldi. Son ola

 
 
 

Yorumlar


bottom of page