Bağlar Romanı ve Domenico Starnone
- dilek yiilmaz
- 12 Eki 2020
- 3 dakikada okunur
Bu yıl kitap kulübümüzde beni en çok etkileyen romanlardan biri oldu BAĞLAR. Sevgili Filiz'in önerisiyle listeye eklemiştik. Kitap listemizi oluştururken gerçekten çok araştırma yapıyoruz. İnce eliyoruz, sık dokuyoruz. Okunacak o kadar çok güzel kitap var ki seçim yapmakta bazen zorlanıyoruz. Ama ömür yettikçe okumaya devam ne diyelim? Neyse işte beni biliyorsunuz lafı biraz uzatmayı seviyorum. Bu yılki seçkide dünya karması gibi bir durumumuz var. İtalya'dan da bu roman. Kulüp toplantısını yaptığımız sırada ve sonrasında ortak bir noktada uzlaştığımız şey yazarın çok iyi bir iş çıkarmış olduğuydu ama tartışma bitmedi. Çünkü kadim bir sorun hikayenin ortasına gelip yerleşmişti: Kadın ve erkek olma hali. Üstüne üstlük evlilik de söz konusu olunca bir de işin içine sorumluluklar, zorunluluklar girince tam bir karmaşanın ortasında kalıyorsunuz. Hadi başlayalım o halde...

1943 yılında İtalya’nın Napoli kentinde doğmuş. Lise öğretmenliği yapmış. Öğretmenlik yaptığı dönemde karşılaştığı ilginç olayları konu aldığı yazıları çeşitli gazete ve mizah dergilerinde yayımlanmış. La Scuola (okul) ve Denti (diş) adlı filmler aynı zamanda senaryo yazarlığı da yapan Starnone’nin eserlerinden uyarlanmış. Via Gemito (Uzakta İnilti) isimli romanı 2001 yılında İtalya’nın en prestijli edebiyat ödülünü almış. Yazar evli. Bir oğlu var ve o da senarist.
Romanla ilgili ipucu olabilecek ayrıntılar vermeyeceğim çünkü süprizlerle dolu bir anlatı var. Her ne kadar kadim bir meseleden yola çıkıp olağan aile dramları içinde yoğrulsa da kişiyi durmadan düşünmeye ve sorgulamaya yönelten bir roman ortaya çıkmış. Sonu ise süpriz. Gerçekten...

Hayatın içinde her zaman duyduğumuz basit bir aldatma hikayesini konu alan roman bir şekilde bir gerilim hikayesine dönüşürken biz farklı bakış açılarından hayata dair çıkarımlar yapma şansı yakalıyoruz.
EVLİLİK KURUMUNUN SORGULANMASIDUVAR gazetesinde Emek Erez romanın odağına evlilikkurumunun sorgusunu koyarak bunu bilimsel bir açıklamayladestekliyor: Pasini, “eski bir atasözü ‘evlilik aşkın mezarıdır’der; görünen o ki, bilim de bunu doğruluyor. Üç yılınsonunda, arzunun temelindeki hormon olan dopamininyerini annelik hormonu olan oksitosin alıyor, böylece çiftinaşkı ‘biyolojik’ bir değişime uğruyor: Sevgi ve aynı zamandakarşılıklı saygı zafer kazanırken, duygular daha az sarsıcı amadaha ‘demokratik’ hâle geliyor. Ne var ki, bazı erkekler vebazı kadınlar oksitosinin dayattığı bu yeni ritimle tatminolmuyorlar. Hâlâ aşkın onları alıp götürdüğünü hissetmekistiyorlar ve kalplerinin sesini dinlemeye devam ediyorlar” diyor.
Roman üç bölümden oluşuyor. Bu bölümlere birinci, ikinci ve üçüncü kitap adı verilmiş.
Birinci bölümde sadece mektuplar var. Bu mektuplar, on iki yıllık iyi giden bir evliliğin ardından, kendisini ve çocuklarını terk eden kocasına sitem ve yakarmalarını içiren, Vanda’nın otoriter aynı zamanda travmatik öğeler taşıyan metinleri.
İkinci bölüm kendi içinde üç bölümden oluşuyor. Burada anlatıcımız olayın başkahramanı olan koca. Aradan yıllar geçmiş, belli ki evine ailesine dönmüş, yetmiş yaşlarını sürerken kısa bir tatile çıkmak üzereler. Tatil dönüşü başlarına gelen olayın ardından geçmişte yaşananlara dair hatırlamaların ve yüzleşmelerin yaşandığı bir bölüm.
Üçüncü bölüm çiftin yaşadığı olayın nedenin ortaya çıktığı ve yaşananlardan en çok etkilenen çocuk yetişkinlerden küçük kızlarının, şimdi kırklı yaşlarını sürmekte olan, ağzından yazılan bölüm.
KADIN ÖZGÜRLEŞİNCE (EMEK EREZ) "Kitabın erkek karakterinin sonradan ailesine dönmesinin bana düşündürdüğü, bu örnekteki, “koruma” ve “korunma” ihtiyacı, kadının işleri daha da yoluna koyup, özgürleşmeye başlaması ve erkek karakterin onun üzerindeki kontrolünü kaybedeceğini hissetmesi, ona olan tutkusunun ömür boyu süreceğini bile bile mücadele etmeden, ailesine geri dönmesiyle ilişkileniyor bana kalırsa. Yani aşk hakkını kullandı diye düşünsek bile bu bir anda yıkılıyor. Daha genç ve güzel bir kadınla yaşadığında erkeğe sağlanan tatmin biraz da kültürel erkeklik ile ilişkileniyor, hem kendisinin toplum içinde görünürlüğü açısından hem de koruyacak, yönlendirecek, kendi denetiminde bir varlık istiyor, öyle olamayacağını fark ettiğinde de korkup kaçıyor. Her ne kadar karakter konuyu çocuklarmış gibi göstermeye çalışsa da. Böylece erkek karakterin kuruma karşı mücadele ediyormuş, özgürlükler nedeniyle aldatıyormuş gibi göstermeye çalıştığı yerle bir oluyor fikrimce."
Ben okuduktan sonra üzerinde konuşulacak imgesel kavramlar çıkardım. Bunlar: İtalya baskısında kapakta da kullanılanan ayak bağcıkları. Bunu babanın oğluna da öğretmesi ve sonrasında oğlunun da aynı şekilde bir ilişki sürdürmesi. Sadece çocuklarına çok bağlı olması durumu. Üstündeki düğmeye basılınca açılan vazo. Pandora’nın kutusu gibi. Mektup. Söylenemeyenlerin yazılması durumu. Kedi. Bağlanma hissi. Birlikte yaşlanma durumu. Aşk. Evlilik. Aile.

Yorumlar