DELİBO VE MURAT UYURKULAK
- dilek yiilmaz
- 1 Eyl 2020
- 2 dakikada okunur
Bazen boşluğa not düşüyormuşum hissine kapılıyorum. Sitemin arama ve tıklanma raporlarına baktığımda daha çok geçmiş dönemlerde verdiğim tariflerin ön plana çıktığını görüyorum. Bu yaptığımı bir iş olarak düşünürsek anlaşılan o ki yemek tarifi sitesi kursam daha çok ziyaretçi alacaktım. Eee tabi o da olsun. İnsanlar baksın, araştırsın, pişirsin, yesin. Ama edebiyat var burada. Keşke onun üzerine de bir şeyler yazsa birileri ne kadar mutlu olurum. Okumak tıpkı yazmak gibi bireysel bir eylem de olsa okuduğunu okuduğundan anladığını biriyle konuşmak; yazdığın metnin birileri tarafından okunması ve üzerinde görüş bildirmesi kadar güzel bir duygu yok. Çoğalan, kendini çoğaltan bir durum.
Evet bugünkü yazıma çok güzel bir roman "Delibo"ya biraz haksızlık ederek belki, zamanından çalarak küçük bir sitem paragrafı ile başladım. Ama hemen hakkını vereceğim. "Delibo" daha önce tanışma şansını da sahip olduğum usta bir yazarın eseri. Murat Uyurkulak yıllar önce Sarıyer Belediyesi'nde katıldığım senaryo yazarlığı eğitimine konuk yazar olarak gelmişti. O dönem kitaplarıyla tanışmıştım. Kendisi efsaneleşmiş Kayıp Şehir, Babam ve Ailesi gibi dizilerin de senaristi. Çevirmen, gazeteci ve tabi ki yazar. Tol romanı hem tiyatroya uyarlanmış hem de Almanya, Fransa ve İtalya'da yayımlanmış.

"Delibo" İzmir'de geçiyor. Deli İbo'nun zaman içinde söylene söylene isminin Delibo'ya dönmüş olmasından başlıyoruz hikayeye. Delibo kayıp. Başkahramanımıza bu bilgi geliyor. Biz hikayeye ismini veren Delibo'yu hiç görmüyoruz ama başta baş kahramanımız, onun ilk, hatta son aşkı olan güzeller güzeli ünlü bir oyuncu, ilişkileri kırık dökük devam eden babası, eski mahalle arkadaşlarıyla kurulu alemde gezinirken birçok şeye şahitlik ediyoruz. Öncelikle beni etkileyen ülkenin yakın tarihi, siyasi ve toplumsal yapısı üzerine tespitlerin yaşanmışlıklar üzerine giydirilmesi oldu. Karakterimiz boşanan bir anne babanın oğlu. Anne küçük oğlunu alıp giderken o geri de kalan oluyor. Sosyalist bir öğretmen olan babasının yanında ona duyduğu sevgi ve saygıyla ergenliğe yol alıyor. En yakın arkadaşına aşık oluyor ama bir türlü dile getiremiyor. Çok başarılı bir öğrenciyken başka yerlere savruluyor. Nihayetinde, hiç aklında yokken Delibo'yu arama bahanesiyle geçmişiyle yüzleşmeye tekrar mahallesine dönüyor. Romanda yazarın röportajında da belirttiği gibi biyografik unsurlar göze çarpıyor. Belli ki bir takım yaşanmışlıkların izleri var. Bu en çok da İzmir tasvirlerinde kendini gösteriyor. Çünkü İzmir öyle bir anlatıyor ki sanki hikayenin ana kahramanlarından biri. Romanın en önemli yanlarından biri de inanılmaz yoğun bir edebiyat literatürü sunması. Mesela babasının başkahramanıza karne hediyesi olarak Can Yayınları Gençlik Serisi Romanları var. Daha bir çok eserin adı geçiyor. Bu romanda bahsedilen eserlerle "Delibo Külliyatı" oluşturulabilir zannımca.
Romanın son sayfasını çevirdiğimde şöyle düşündüm: Bu tam da ödüllük bir iş. Dili mükemmel, anlatımı güçlü, toplumsal durumları irdeliyor. Ama sonra şunu da düşündüm: Ödül alır mı? Büyük bir ihtimalle hayır. Olsun biz okuyalım, benim gönlümde ödüllü bir iş kesinlikle.
Dolayısıyla tavsiye ediyorum.
Gazetede Duvar'da yayınlanan röportajı şuraya bırakıyorum.

Yorumlar