SAKALAR, SUYUN İZİNDE BİR ROMAN
Atiq Rahimi edebiyatıyla ilk tanışmam Sabır Taşı isimli romanıyla olmuştu. Onu da sağ olsun Zeynebim raflar arasından bulup çıkarmıştı. Bugün romanın tüm ayrıntılarını hatırlayamasam da okuduğum sırada hissettiğim duyguları anımsıyorum. Tüylerim diken diken, duygularım alt üst olmuştu.
Atiq Rahimi bir Afgan. Kitabın tanıtım bölümünden alıntılıyorum. 1962'de Kabil'de doğdu. Afganistan - Sovyetler Birliği Savaşı

sürerken, 1984'te Fransa'ya sığındı. Fransa'da sürdürdüğü roman, fotoğraf ve belgesel çalışmalarıyla ülsenide yaşananları dile getirmeye çalışan Rahimi, Sorbonne'da sinema üzerine doktora yaptı. Filme çektiği Toprak ve küller adlı eseri, 2004 yılında Cannes Film Festivali'nde gösterildi. Sabır Taşı ise 2008 Goncourt Ödülü'ne layık görüldü.

ÖZET:
Sakalar romanı iki ana karakterlerle iki farklı mekanda aynı zamanda akıyor. Özete geçmeden önce belirtmeliyim ki yazarı harekete geçiren 13 Mart 2001 tarihli üç ana sayfa haberi var. Şöyle: Kabil'in dondurucu ve kuru soğuğunda sırtından kurşunlanmış ve bir çoban köpeği tarafından Hotel İntercontinental'in hemen yakınındaki bir su kaynağına kadar sürüklenmiş bir sakanın cesedi bulundu.
Bu sabah, bir kadın zina suçlamasıyla Kabil Stadyumu'nda recm edildi, aşığı olduğu iddia edilen Hindu tüccar ise bir parkta asılarak idam edildi.
Afgan asıllı ve Fransız vatandaşı olan yaklaşık kırk beş yaşındaki bir adam, Amsterdam ve Paris arasındaki A27 Otoyolu'nda su baskınına maruz kalan kısmında geçirdiği kazanın ardından hayatını kaybetti.
Göçmen ismiyle Tom gerçek adıyla Tamim yine kendisi gibi göçmek zorunda kalmış karısını ve kızını terk ederek Amsterdam'a doğru yağmurlu havada yolculuğa çıkıyor. Bu yolun sonunda sevdiği genç kadına kavuşmayı ve hayatına yeni bir yön vermeyi umuyor.
Afganistan'da babasından devraldığı sakalık işini sürdüren Yusuf ise yıllar önce kaybolup gitmiş abisinin eşi Şirin'e duyduğu aşkı kendine itiraf etmeye çalışıyor. Aynı zamanda onu Taliban'ın şiddetinden korumaya çalışıyor. Ancak kendi öfkesiyle baş etmesi de hiç kolay olmuyor.
Roman kurgusu boyunca suyun varlığı hikayeye siniyor. Tom'un yolculuğu iç hesaplaşmalar içinde ve hiç dinmeyen yağmurda devam ederken, Yusuf bir anda ortadan kaybolan Hint arkadaşı Lala Bahari'yi de düşünerek mağara derinliklerindeki su kaynağına inip çıkıyor. Evde bıraktığı Şirin'i görmek için sık sık evine uğruyor. Ancak bir noktada her iki ana karakterin yolculukları sekteye uğruyor. Şirin bir anda ortadan kayboluyor ve Tom aşık olduğu kadının kendini tanıttığı insan olmadığını anlıyor. İşte bu noktadan sonra olaylar doğal akışlarının dışına çıkıyor.
Tarihin bir hezimeti. 11 Mart 2001: Afganistan'ın Bamyan vilayetindeki iki Buda heykeli, Taliban tarafından yerle bir edildi.
Romandaki bir başka dikkat çekilen nokta Taliban tarafından tarihin yok edilişi. Biri 55 diğeri 38 metre yüksekliğinde biri doğuda diğeri batıda yer alan bu heykeller Unesco Dünya Mirası arasındadır.
"Bamiyan Budaları (tandis-ha-ye buda dar bamiyaan), Orta Afganistan'da, Kabil'in 130 km kuzey batısında, Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet heykeldir. Denizden 2.500 metre yüksekte bulunan, Hint-Yunan stilindeki heykellerin inşası 6. yüzyılda tamamlanmıştır. Heykeller Talibantarafından 2001 yılında dinamitlenerek yok edilmiştir." (Wikipedia'dan alınmıştır.)
BU ROMANIN BANA DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ:
Bir kez daha bana uzak coğraflardaki olayları camın ardından bakarken ne kadar seyirciye dönüştüğümü düşündüm.
Göçmen olmanın ve zor da olsa ülkende kalmanın insana yaşattıklarına bu kurguyla şahit oldum. İnsanın çaresizliği üstüne düşündüm.
Bir insanı ne kadar tanıyabileceğimizi ya da kendimizi ne kadar iyi tanıyabildiğimizi düşündüm. Bir anda bir canavara dönüşebilir miyiz? Öfkeli olmak bir hak mıdır?
NEDEN SEVDİM?
Unutturmadığı için sevdim. İnsan zihni yeni şeyler yüklendikçe çok çabuk unutuyor. Afganistan'da yaşananları o coğrafyada doğup büyümüş birinin güçlü kaleminden edebiyat diliyle okumak ve hatırlamak çok iyi geldi.
Rahimi yukarıda künyesinde de belirtildiği gibi sinema diline hakim çok yönlü bir yazar. Metinleri, işlediği konu çok zor olsa da sürekliyici. Ayrıca bu romanında olduğu gibi okuyucuyu metinde verilen bilgiler konusunda üst araştırma yapmaya yönlendiriyor.
Bu metinde beni etkileyen bir diğer yön Afgan kültürünün zenginliği oldu. Masallar, efsaneler metne yerleştirilmişti.
KÜNYE:
Sakalar, Tür: Roman, Yazar: Atiq Rahimi, Yayınevi: Can, Yayın Yılı: Şubat 2026, Sayfa Sayısı: 214



Yorumlar