top of page

SÜR PULLUĞUNU ÖLÜLERİN KEMİKLERİ ÜZERİNDE

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 29 Oca 2021
  • 8 dakikada okunur

Dilek Kitaplığı Kitap Kulübümüzün 2021 yılının ilk kitabı SÜR PULLUĞUNU ÖLÜLERİN KEMİKLERİ ÜZERİNDE oldu. Böyle enteresan şeyler enterasan dönemlere denk gelir ya bu kitap da benim için sanki öyle bir mesaj taşıdı. Kitabı okuyanlar bilir, okumayanlar içinse söyleyeyim kurguyla desteklenerek anlatılmak istenen temel mesele insanın çevresine duyarsızlaşması, sanki şu Dünya'nın tek sahibiymiş gibi davranmasıdır. Zaten yazar Olga Tokarczuk neden yazdığıyla ilgili yaptığı açıklamada şöyle diyor: "Edebiyat anlayışımızı, kendi hayatlarımıza ve hayatımızda meydana gelen gelişmelere mana verme yeteneğimizi geliştirelim diye vardır."

Olga'nın adı geçmişken hemen kısaca bir tanıtayım: 29 Ocak 1962 yılında Sulechov’da dünyaya gelen Olga Tokarczuk, edebiyat kariyerine başlamadan önce Varşova Üniversitesi’nde psikolog olarak çalışmış, burada Carl Jung üzerine çalışmalar yapmıştır. Polonya’nın en başarılı ve meşhur yazarları arasında olan Tokarczuk, Koşucular romanıyla 2018 Man Booker International Ödülü'nü kazanmış, Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde ile de 2019 ödülünün finalistleri arasına gimiştir. 2015’te Polonya Kültür ve Doğal Alan Bakanlığı tarafından özel bir edebiyat ödülüne layık görülmüştür. Bunun yanı sıra yazara, Polonya’nın en prestijli edebiyat nişanı olan Nike Ödülü'ne layık görülmüştür. Yazarın dokuz romanı ve üç kısa hikâye derlemesi, pek çok dile çevrilmiştir. Yazarlığın yanı sıra Tokarczuk, Polonya Yeşiller Partisi üyeliğini sürdürmekte ve aktivist faaliyetlerde bulunmaktadır. 2018 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olmuştur.

GEÇ GELEN ÖDÜL

Skandallar nedeniyle Olga Tokarczuk Nobel Ödülü'nü geç aldı. Üyelerinden birinin eşinin çok sayıda kadına cinsel saldırıda bulunduğu, ayrıca ödüllere dair bilgi sızdırdığı ortaya çıkmış, söz konusu kişi yargılanıp ceza almıştı. Bu skandal üzerine Nobel Edebiyat Ödülü iptal edilmişti.  İşte Nobel Komitesi, bu yüzden tarihinde ilk kez çifte ödül açıkladı: 2018 yılı için Olga Tokarczuk, 2019 için Peter Handke ödüllendirildi. Komite, Polonyalı yazar Tokarczuk'un seçilmesini "Hayal gücünün sınırlarını aşan tutkulu anlatımı için" cümlesiyle gerekçelendirdi.   Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen 15. kadın olduğunu da belirteyim.

Kitabın konusundan da biraz bahsedeyim ama çok fazla şey söylemem beklenmesin çünkü ipucu vermek istemem. Kitap Polonya'nın dağ kasabalarından birinde ormanın içinde yalnız yaşayan Janina hakkında. Burası bir sayfiye yeri. İnsanlar şehirlerden yazın sessiz sakin vakit geçirmek için geliyorlar. Kışın zorlu koşullarında ise boşalan bir bölge. Sadece Janina, Koca Ayak ve Garip adını taktığı komşuları tüm yıl kalıyorlar. Janina aslında bir mühendis ama ne iş olsa yapan biri. Kaldığı bölgenin yazlıkçılarının evlerine bekçilik yapıyor mesela. Ayrıca ilkokulda çocuklara ders veriyor. Doğaya hayvanlara karşı çok duyarlı. Hikaye bir gece ansızın kapısının çalınmasıyla başlıyor. Komşusu Koca Ayak ölmüş. Diğer komşusu Garip ile birlikte ölen komşusu için hazırlıklar yaparken onları izleyen yabani geyikleri, bölgenin donduru soğuğunu ve ölen adam için hiç de üzülmemek gerektiğini düşünüyorsunuz. Hikaye akıp giderken William Blake şiirlerini bol bol okuyorsunuz çünkü eski öğrencisi ve hikayenin diğer bir kahramanı olan Dyzio ile birlikte şiirlerin çevirisi üzerine çalışıyorlar.

Elbette altını çizdiğim epeyce cümle oldu. Çünkü bunlar edebi olarak güzel olmanın yanı sıra felsefi değer de taşıyordu. Örneğin;

"Boros'un varlığı bana biriyle yaşamanın neye benzediğini hatırlatmıştı. Ve ne kadar sıkıntılıydı. Sizi kendi düşüncelerinizden ne kadar saptırıyor ve dikkatinizi ne kadar dağıtıyordu. Bir başka kişi nasıl sadece orada bulunmakla, rahatsız edici bir şey yapmadan sizin sinirlerinizi bozabiliyor? O sabahları ormana gidince, ben de şanlı yalnızlığımı kutsuyordum. İnsanlar nasıl küçük bir mekanda birlikte yıllar geçirebilmişler diye düşündüm." syf.180

"Bana göre, "öncelik" sözcüğü, "ceset" veya "gayrimeşru ilişki" kadar çirkindi, ancak onunla ne çocukların muafiyeti, ne de sözcükler hakkında tartışmak geliyordu içimden." syf.254

"Ne zaman süpheli işler düzenlense, her zaman içine önden çocukları sürüklerlerdi. Kominst-çağda, 1 Mayıs gösterilerinde bize aynı şeyi yaptıklarını hatırlıyorum. Uzun zaman önce." syf.258

"Muhalefet gerçek dostluktur." syf.103

Açıkcası ben bu kitapla hem Olga'ya hem de edebiyatına hayran oldum diyebilirim. Dolayısıyla da bu kitabı herkesin okumasını isterim. Belki okuduktan sonra buraya yorumlarınızı da yazarsınız. Siz neler düşündünüz ben de bilirim. Bu arada hiç bir yerde bulamayacağınız bir röportaj çevirisi süprizim de var. Kitap kulübü üyelerimizden sevgil Özden Kanca bizim için çevirdi:

”Öfke kötü bir enerji değildir” : Olga Tokarczuk ile söyleşi

Izabela Joanna Barry

12 Ocak 2020

Editörün Notu: Bu röportaj, Olga Tokarczuk‘Kadim Zamanlar ve DiğerVakitler’adlı kitabıiçin ABD'de tanıtım turunda olduğu 2010 sonbaharında gerçekleşti .

Olga Tokarczuk, 2018’de  Brooklyn Halk Kütüphanesi'nin konuğu idi ve geçtiğimiz Aralık ayında Nobel Edebiyat Ödülü ile taltif edildi. Ancak Brooklyn Halk Kütüphanesi'ne gelmesinden önce, Kadim Zamanlar ve DiğerVakitler’ adlı kitabı Antonia Lloyd Jones tarafından İngilizceye çevrildiği 2010 sonbaharında kendisi ile röportaj yapma fırsatını bulmuştum. Tokarczuk daha sonra Avrupa'dan Yeni Edebiyat Festivali’ne davet edildi ve bu röportaj gerçekleştiğinde ABD ve Kanada'da kısa bir kitap tanıtım turundaydı.

 Aynı zamanda, Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde adlı kitabı Polonya'da yayınlanmıştı. Bu kitap daha sonra Antonia Lloyd Jones tarafından çevrilerek 2019'da Riverhead Books tarafından yayınlandı ve 2019 Man Booker Uluslararası Ödülü'ne (kısa liste) ve Warwick Çeviride Kadınlar Ödülü'ne (kısa liste) aday gösterildi.

Kısa hikaye, muhtemelen sizin en sevdiğiniz edebi form,  çok değer verdiğiniz ve çok itina gösterdiğiniz. Bunu sadece yazınınızda değil, bu formun tanıtımında da gösteriyorsunuz - Wrocław Kısa Öykü Festivali'nin oluşturulmasında önemli bir rol oynadınız.

Evet, bir zamanlar pek çok kısa hikaye yazdım.  Bu biçimle hala  ilgilenmekteyim ve yakın zamanda bir romancı olarak gelişme göstermeme karşın, hikayeler için devamlı olarak fikirler topluyorum.  Hikaye anlatıcılığına olan hayranlığım bitmiyor. Son derece görkemli, çok zor bir edebi form olduğuna inanıyorum. Çok az yazar iyi bir kısa hikaye yazabilir. Bazen bir roman yazmanın iyi bir sonu olan kısa bir öyküden daha kolay olduğunu düşünüyorum. Bu formu bir okuyucu olarak da çok takdir ediyorum; çocukluğumdan beri koleksiyonları, hikaye antolojilerini severim.

Yayımcıların pek tercih etmediği bir form olması nedeni ile de kısa hikayeyi destekleyen insanların oluşturdukları topluluğa katıldım. Amerikan yayınevlerinin antolojileri yayınlama olasılığı Polonya yayınevlerinden çok daha fazladır.

Festivale geri dönersek: Bir keresinde Hırvatistan'ın Zagreb kentinde bir kısa öykü festivaline davet edilmiştim, burada bu formun birkaç hayranıyla tanıştım ve geri döndüğümde burada ülkemde böyle bir şey yapmayı düşünmeye başladım. Sonunda insanlar ve daha önemlisi, para bulduk. Bu yıl, Wrocław'da kısa öykü festivali sekizinci kez düzenlendi. Festival kendi başına  yaşam sürdürmeye başladı. Etkinlik büyük ölçüde şehir tarafından finanse ediliyor; Wrocław, kültür yoluyla tanıtıma çok odaklanmış bir şehirdir.

Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde son romanınız. Blake'den ödünç alınmış uzun bir başlık. Bir roman için alışılmadık, müphem ve uzun. Yayıncı itiraz etti mi?

Elbette itiraz ettiler.Bu daha çok, neyin satılacağını bildiğini düşünen tanıtım uzmanlarının günümüzde yayıncılıkta büyük rolünün olmasına dayanıyor. Bu kadar uzun bir başlığın okuyuculara cazip gelmeyeceğini, hatırlamanın zor olacağını, kulağa kötü geldiğini iddia edenler onlardı.

Ancak ben ısrar ettim ve yayıncım yazarlarına çeşitli konularda karar vermeleri için bolca özgürlük tanıyor.  Böylece bir tartışma oldu ... Başlıkların bazen bir dizeden, bir şiirden veya bir çocuk tekerlemesinden alındığı Joe Alex gibi eski Polonya dedektif hikayelerini düşünerek başlığa karar verdim. Agatha Christie de aynı şeyi yapmıştı. Bu yüzden gizemli başlıklar geleneğine atıfta bulunmanın benim için bir yol olduğunu düşündüm. Bu

kitap bir bakıma gizem barındırdığı için, gerçekten öyle kalmasını istedim. Okurların kitabı Pulluk olarak adlandırdıkları ve hatta satın aldıkları ortaya çıktı (gülüyor).

Uçuşları bitirdikten sonra , basit bir kitap yazmak ve sadece geleneksel doğrusal anlatı oluşturma zevkine dalmak  istedim. İşte bu kitabı böyle tasarladım - gizem barındırması, ancak yalnızca “kim yaptı” ile sınırlı kalmaması gerekiyordu. Bana öyle geliyordu ki, salt eğlendirme amaçlı bir  gizem romanı yazmak sadece kâğıt israfıydı - kitapların sadece okuyucuları eğlendirmek için değil, onlara aksettirmeleri, düşünmeleri, keşfetmeleri  için bir sebep vermek, onları duygulandırmak  için var olduklarına dair atacı (atavist) bir inancım var. Hayvanlar, avcılık ve vejeteryenlik konularıyla çok ilgilendiğim için gizemi bu konular arasında bağlantı kurarak işledim.

Bu kitapta av gelenekleri, hayvan mizacı hakkında bilgiler var. Hatta buna "ekolojik roman" diyen de oldu. Esas karakter Janina Duszejko, astrolojiyle ilgileniyor. Bu konuda özel bir araştırma yapmanız gerekti mi, yoksa tahmin ettiğim gibi konuya uzun zamandır oldukça yakın mısınız?

 Astrolojiyi kitaba inadına ve tamamen bilinçli olarak koydum. Genel olarak kabul görmüş geleneklere tüm kişiliğiyle karşı koyan bir karakter yaratmak istedim. Amerika Birleşik Devletleri'nde nasıl olduğunu bilmiyorum ama Polonya'da astroloji, alay etmeye ve küçümsemeye değer bir sözde bilim olarak kabul edilir. Entelektüel düzen ona ne değer verir ne de ilgilenir. Yaşlı kadınların veya isterik kızların yanılsaması olarak kabul edilir; gazete kültürünün bir parçasıdır. Yaşlı olmasına karşın biraz asi olması gereken bir karakter yarattığım için, astrolojiyi aptalca ve anlamsız bulan herkesi kızdırması için ona astrolojiyi verdim. Astrolojiye karşı kişisel yaklaşımım mı? Psikolojinin, hatta belki de bir tür sosyolojik yol veya düşüncenin habercisi olan çok eski bir bilim, daha doğrusu sanat.  İnsan tipolojisini Zodyak burçları ile ifade ederek ilk oluşturan astroloji idi. Kişilik kategorileri veya insan mizacı açısından düşünmeye katkıda bulundu. Bence her modern eğitimli insan temel astrolojinin kelime dağarcığına aşina olmalıdır ve insanların astrolojinin kullandığı mecazlara aşina olması iyi bir şeydir. Tabii ki, gazetelerdeki astrolojiye veya Güneş'in konumuna dayalı burç yorumlarına pek saygım yok, ancak binlerce yıl boyunca inşa edilmiş muazzam bir bilgi alanı olarak, beni etkileyen bir şey. Astrolojide, olaylara bilim öncesi yaklaşımın bir tür tarihini görüyoruz, bilimden önce var olan bir şey. 

Janina Duszejko sadece astrolojiyle uğraşmıyor. 18. den 19. yüzyıla geçiş döneminden bir İngiliz şairi okuyor. Blake okuyan muhtemelen çok az yaşlı kadın vardır, mühendislik geçmişi olanlar arasında bile.

 Hayır, hiç de değil. Biz böyle düşünüyoruz, çünkü yaşlıları ya da onların neye benzediklerini hiç düşünmüyoruz. Bu yaşlı insanlar kısa süre önce enerji dolu yaratıcı insanlardı. Şimdi yine aynılar, sadece daha yaşlılar. Eksantrik kişilikleri gerçekten seviyorum. Kitaplarımda böyle biri hep vardır. Kendi ölüm istatistiklerini derleyen bir okültist olan Walter Frommer var. Veya Kadim Zamanlardaki Izydor gibi tetrazomilerde düzen arayan biri var. Ucube gibi karakterlerden her zaman etkilenirim ve Janina Duszejko'yu tamamen kasıtlı olarak yazdım. Onda, kırsalda bir ev satın alan, çok okuyan ve her türlü şeye bulaşan emekli bir mimar olan komşumdan çok şey var. Medeniyetin eksantrikler sayesinde devam ettiğini ve geliştiğini düşünüyorum. Gerçek olan herşeyin ilk kaderi genel olarak kabul görmesinden önce  küçümsenme ve alaya alınmaktır.

Kitabın kahramanı hayvanları sever, onları kurtarmak ister, ruhları olduğuna, küçük kardeşlerimiz olduğuna inanır. Bu nedenle iyiliğin, sıcaklığın, nezaketin kişileştirilmiş hali olmalıdır, ancak süre içinde öfke dolu biriyle tanışıyoruz. Bu bir çelişki değil mi?

Bu kitap, kahramana göre adaletsiz, kötü ve kötü temeller üzerine inşa edilmiş bir dünyanın hikayesini anlatıyor. Blake'in okumasının onun için anlamı bu, onun felsefesinden yararlanıyor ki bu, içinde yaşadığımız dünyanın, Ulro Dünya'nın olumsuz bir değerlendirmesidir. Duszejko, saf ve masum bir insan olarak, uğursuz, saldırgan, korkunç, acımasız ve bazen de ürkütücü bir dünyada yaşayamaz. Yani kutsal bir kişide doğan tek duygu öfkedir. Öfke kötü bir enerji değildir. Lehçe'de "ilahi öfke", "haklı öfke" anlamına gelen bir ifade vardır. Birisi haklı olarak kızdığında, durumun tolere edilen sınırları, insan normlarını aştığını biliriz. Bu kitap böyle bir durumu

anlatıyor. Öldürmenin dehşeti elbette etrafımızda olan bir mesele, yani adil davranmanın tek yolu Janina Duszejko’yu dolup taşıran “ilahi öfke”.

İki yıl önce Kinga Dunin, Odra ödülünü almanız vesilesiyle yaptığı güzel bir övgü konuşmasında, hayvanlar dünyasına olan ilginizden bahsetti. Bu problemle ilgilenmenize ne sebep oldu?

Belirli bir şey olmadı, her zaman böyle idim – daima hayvanlara, hayvan haklarına, vejeteryenliğe ilgi duydum. Çevremde bunun gibi pek çok kişi olduğunu biliyorum. Başlangıçtan beri kitaplarımda hayvanlar yer aldı, özellikle Kadim Zamanlarda. Orada Janina Duszejko’yu çok andıran bir karakter var, Florentynka, kedi ve köpeklere bakan yaşlı bir hanım. Üzerinde konuşulacak ve yazılacak geniş bir konu olduğunu düşünüyorum. Aralık’ta Polonya’ya dönünce hayvanlar hakkında bir çocuk kitabı yazacağım. Polonya’da çıkan bir seri var, .....’in Küçük Kitabı. Bu bir İsveç fikri. Şimdiden çıkmış birkaç kitap var, örneğin Adet Döneminin Küçük Kitabı, feminizmin, demokrasinin.  Çocuklara hayvanların sadece oyuncakçı dükkanlarında bulunan sevimli ayıcık ve tavşanlar, kedi ve köpekler olmadığını, hayvanların medeniyetimizde, dilimizde, günlük yaşamımızda ve tabaklarında yoğun olarak yer aldığını anlatmak için bir kitap yazıyorum. İlk başta masum bir konu gibi görünüyor değil mi? Ancak gerçekte son derece tartışmalı ve tehlikeli. Bana göre çocukları güzel tabaklarında duran yemeğin ne olduğu konusunda habersiz bırakmanın bir nedeni yok.

Fiziksel şiddet ve hayvanları öldürmek ile  şiddet ve insanları öldürmek arasında bir bağlantı var mı? Hayvanların öldürülmesini engellersek, insan ilişkilerimiz değişir mi?

Bunların iki farklı şey olduğunu düşünüyorum. Kimse et için insan yetiştirmiyor. Bu işkence ve taciz ile ilgili değil, hayvanlara eşya imişler gibi davranmakla ilgili...Hayvanlara işkence yaparken sözde “iyi” insan, iyi komşu olmayı mümkün kılan, kimseye vurmamayı önerirken hayvanlara acı çektirmeyi veya sınai üretimle gelen eti tüketerek bunun bir parçası olmayı mümkün kılan son derece  güçlü mekanizmalar mevcut.  Günümüzde insanların et yemesi için bir hiçbir neden olmadığını biliyoruz.  

Vejeteryen misiniz?

Öyleyim, çocuğum da vejeteryen. Hamileyken vejeteryendim. Oğlum sağlıklı, güçlü, uzun boylu bir adam (gülüyor). Et yememize gerek olmadığı ve bu sürece yatırım yapmaya değer olduğu konusunda artan bir farkındalık var. Belki de böylesine önemli bir konu üzerindeki düşünceleri bir çocuk kitabında yansıtmaya değer.

Bu arada eğer izlemek isterseniz kitapla ilgili bir de YouTube videosu hazırladım:

Keyifli okumalar dilerim.

KÜNYE:

Kitap adı: Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde

Yazar: Olga Tokarczuk

Çeviren: Neşe Taluy Yüce

Yayınevi: Timaş Yayınları

Basım yılı: 2020

Sayfa: 301

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page