CEHENNEM ÇİÇEĞİ ALPER CANIGÜZ
- dilek yiilmaz
- 10 Ağu 2020
- 2 dakikada okunur
"Bilirsiniz insanlar doğar, ölür ve sonra büyür." Katılırsınız ya da katılmazsın bu önermeye size kalmış. Ama bu hikâyenin içinde buna benzer bir çok şeyle karşılaşacaksınız. Ben bu cümleyi okuyunca haklı olduğunu düşündüm. Keşke ölünceye kadar büyümeyi başarabilseydik. (Keşke mi?... Geri alıyorum. Büyümek istemiyorum!!!!)
Ah benim hazır olmayan hallerim. Bu roman, yani Cehennem Çiçeği, kızım Zeynep'in favori yazarlarından Alper Canıgüz'ün bir eseri. Çok yıllar oldu onun kitap rafında durur. Bir keresinde başlamıştım. Buna değil ama Tatlı Rüyalar'a sonra da bırakmıştım. Hiç hatırlamıyorum neden bıraktığımı. Sadece beni sarmamıştı. Anlatılan dünyanın içine girememiştim. Abartmıyorum bir yıldan fazla bir zaman geçti. Farklı bir şey okumak için evin içinde dolanıp duruyordum. Zeynep Cehennem Çiçeği'ni önerdi. Başladım okumaya elimden bırakamadım. Öncesinde okumam dediğim yazarın Kan ve Gül'ü ve Tatlı Rüyaları'nı okumak için sabırsızlanıyorum.

Neydi beni etkileyen. Değişik. Bir kere bu bile benim için yeterli. Bir çocuk, bir mahalle hikayesi anlatılıyor. Onun içine sürükleyici bir polisiye takip de eklenmiş ve çocuğumuz edebiyata düşkün ama daha çok karanlık edebiyata çünkü aklının bir köşesinde sürekli intiharı taşıyan daha beş yaşında bir birey kendisi. Büyüklerden daha akıllı, daha cesur, daha entellektüel...
Yani öyle kolay kolay karşınıza çıkmayacak bir roman kahramanı. Mesela "Sessizce bandım ekmeğimi kıymalı hayat dersine" diye bir cümle kurabiliyor durup dururken. Ya da İsmet Özel'in kırk yaşına kadar yazdığı şiirleri topladığı Erbain'den ezbere bir şiir okuyabiliyor.
Okurken hep bu roman filme uyarlanabilir diye düşündüm. Aslında Alper Canıgüz'ün yazdığı her şey film ya da diziye dönüştürülebilirmiş. İşlerini çok sevdiğim genç yönetmenlerimizden Tolga Karaçelik de öyle düşünmüş. Yazımı hazırlarken yaptığım ön araştırma sırasında Blu Tv ile görüştüklerini öğrendim. Yazının tam metninine buradan ulaşabilirsiniz. Ama maalesef anlaşma tamamlanamamış. Ne güzel olurdu. Hep aynı şeyleri izlemekten kurtulmuş olsaydık. Şöyle iyi bir yönetmenin elinden kısa bir seri halinde yaratıcı bir şeyler izleyebilseydik.
Alper Canıgüz kendini öyle güzel anlatmış ki hiç bir şeyini değiştirmeden burada yayınlamak istiyorum:
"1969´da İstanbul´da doğdum. Çocukluğum Acıbadem´in çeşitli mahallelerinde, uydurduğum hikayeleri arkadaşlarıma anlatarak geçti. Kalan zamanlarımda da mahalle savaşlarına katılıyordum. Zannediyorum yalancı ve kötü huylu oluşum bundan ileri gelmektedir. 1980´de Dârüşşafaka´ya girdim. Orada, fazla konuşmak zayıf biri olduğunuzu düşündürebileceğinden hikayelerimi anlatmayı bırakıp yazmaya başladım. Bir ara Franz Kafka isimli şahsiyetin benim kadar iyi uydurabildiğini fark edip küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ama çabuk toparlandım. Ne de olsa ben daha gençtim ve o ölmüştü. Boğaziçi Üniversitesi´ndeki Psikoloji eğitimim bana Japon bıldırcınlarından pek de akıllı sayılamayacağımızı öğretti. Otuz yaşına geldiğimde, başladığım bir romanı nasıl olduysa bitirebildim: 'Tatlı Rüyalar, psiko-absürd romantik komedi.' Bugünlerde 11 aylık kızım Ada´yla birlikte yeni romanım üzerinde çalışıyoruz. Jules Verne, Michel Zevaco, Dostoyevski, Calvino, Nabokov ve Fowles hayatımın farklı dönemlerinde beni etkilemiş, büyük uydurukçulardır."

Son olarak kitaplardan alıntılanmış sözlerle güzel bir sunu hazırlamışlar. Başlığıda : BEŞ YAŞINDAN SONRA ÇÜRÜMESİNİ DURDURMAYA ÇALIŞAN... diye başlıyor. Onun da linkini hemen buraya bırakıyorum. Bir göz atın isterseniz.
Siz benim gibi yapmayın. Okumak için geç kalmayın.



Yorumlar