DELİ İBRAM DİVANI
- dilek yiilmaz
- 7 Oca 2022
- 4 dakikada okunur
2022 yılı yüzlerce nedenden ötürü talihsizlikler içerse de benim için o kadar güzel başladı ki anlatamam. Ahmet Büke'nin yeni romanını okudum. İlaç gibi geldi. Aradan biraz zaman geçsin, bir kez daha okuyacağım. Aradan biraz daha zaman geçsin bir kez daha. Belki her yıl yeniden... Hak ediyor çünkü tam anlamıyla bir destan yazmış. Tüm karanlıklara rağmen sisin ardından ışığın varlığını hissettiren bu toprakların dilinden yansıyan bir metinle selamlamış okuyucusunu.
Ahmet Büke Manisa Gördes doğumlu bir yazar. Ege'nin toprağında büyümüş, suyunu içmiş sonra da hem mühendislik hem de iktisat eğitimi almış. Bu arada durmamış sürekli yazmış. Bol ödüllü bir yazar. Hayran olduğum iki büyük usta; Sait Faik ve Oğuz Atay adına verilen öykü ödülleriyle taçlanmış kitapları. Kendisiyle şahsen tanışmasam da eserlerini okuduğumda uzun yıllardır tanıdığım bir arkadaşım hissine kapılıyorum. Gerçi Eksi 18 Edebiyat Topluluğu'nun bir söyleşisine katılmış samimiyetle anlattığı çocukluk anılarıyla hepimizin yüzünü güldürmüştü. Kendisinin hatırı sayılır sayıda ve nitelikte çocuk edebiyatı kitapları da var.
Gelelim Deli İbram Divanı'na... "Dirilirler dirilirler gelirler, Huzur-ı mahşerde divan dururlar." Karacaoğlan'dan alınan bir epigrafla başlıyor hikâye. Boz, Gök, Kızıl diye üç bölüm başlığı altında anlatılıyor. Ana kahramanımız Osman'ın askerliği ile başlıyoruz. Terzi Osman'a Yüzbaşısı bir manto şipariş ediyor. Bu manto ondan başkasına aşık olduğu için ayrılmak isteyen karısı Aynur'a dikilecek. Özel bir odada yavaş yavaş çalışmaya başlıyor. Tabi bu özel muamele birlikteki diğer erlerin pek hoşuna gitmiyor. Hatta ilerde komutanların da bu ilişkiden hoşnut olmadığını görüyoruz. Ancak bu anlatıya başlamak için bir girizgah. Sonrasında Osman'ın hayatına dalıyoruz. Babasının Balıkçı diye bilindiğini, Köstence Adası (Uzunada) da geçiyor. Mekanın özellikle seçildiğini biraz tarihini araştırınca görüyoruz. (Burada Hürriyet gazetesinde yayımlanan röportajı ve detaylı bilgiyi bulacaksınız) Zaman olarak da Türkiye'nin Demokrat Parti dönemi (1950'li yıllar) seçilmiş.
Kalktıkları yönden insanın içini sevinçle dolduran bir deniz kokusu geliyordu. Sanki tadına doyulmaz, fırından yeni çıkmış mis gibi akça çarşı ekmeğini ince bıçaklarıyla bölüyorlardı. Deniz oradaydı işte. İçi bilinmezlerle dolu; ekmekle, hayatla dolu bir deryaydı. Sırtını dönmüştü. Aç bırakmıştı. Şimdi onlar da bu bilinmezin koynuna gidip almak zorunda olduklarını koparıp getireceklerdi. Suç, günah, yasak adada, Köstence'de kalmıştı. Artık kim kimin üstesinden gelirse o hayata tutunacaktı. syf.26
Osman dalyancılık yapan babası, anası ve ondan yıllar sonra doğmuş ikiz kız kardeşleriyle yaşıyor. Öyle zor durumdalar ki açtıktan ölmemek için bir gün babasıyla birlikte hem günah hem de uğursuz olduklarını düşündükleri yunus avına çıkıyorlar. Ancak bunu yaparken yaşamak için zorunda olduklarını bilerek, yavru ya da hamile yunusa dokunmayarak, sadece ihtiyaçları kadarını alarak yapıyorlar. Yine de küçük Osman'ın içinde bir acı olarak kalıyor bu durum. Sonra annesi onu İzmir'e dayısının yanına götürüyor. Meslek öğrensin istiyor. Çünkü dalyancılık zor iş. Karın doyurmak zor. Üstelik adanın koşulları da değişiyor. Zengin bir adam var : Eczacı Süleyman. Gözü doymuyor, daha da zengin olmak istiyor. Tabi adanın bir de delisi var: Deli İbrahim. Kurtuluş Savaşı'nda Osman'nın annesinin dayısıyla sırt sırta savaşmış bir kahraman aslında. Akıllı bir deli.
Böyle yaparak terazinin dengesini bozarız diyorsunuz yani. Nah! Bu fakir millet var ya, zenginin sadece malına dokunursan mal sahibinden çok sana düşman olur. Der ki, ülen yarın ben zengin olsam, benim malıma da zarar getirir bunlar. hem zengin hem zalim olmayayım demez. Ya ben zengin olsaydım şimdi der. Çıktığım yarığı anlatmayın bana! syf.140
Tanıtımlarımda ipucu vermekten özellikle kaçınıyorum. Bir romanın oluşturulmasında öyle çok emek var ki. Mesela Ahmet Büke'nin bu romanıyla ilgili bir söyleşisine katıldım. Çok önceden öykü olarak başlayan çalışma uzun yıllar sonra aylar yıllar süren araştırmalar, okumalar sonucunda yeniden canlanmış ve bu noktaya gelmiş. Geçmiş zaman anlatıldığı için tarihi detaylar çok önemli. Özellikle içinde geçen fabrika benim hiç bilmediğim bir şeydi. Yunus avının halen Japonya'da yapıldığına dair bir belgesel izlemiş, katliam olduğunu düşünmüştüm. Bunun bir zamanlar bizim denizlerimizde de vuku bulduğunu bilmiyordum. Bunun gibi bir çok ayrıntının ince ince işlediği bir roman var karışımızda. Bu bir emek. Araştırması, dili, kurgusu, karakterlerin oturtulması hepsi ince bir işçilik istiyor. Tüm bunların dışında da her okuyucu kendi okumasını yapıyor. Ben çok fazla detaya girmeden ana yapısını çizmek istiyorum romanın. Gerisi size kalacak. Olurda benimle paylaşmak isterseniz duygularınızı çok mutlu edersiniz beni. Belki benim görmediğim bir şey yakalarsınız satırlar arasında.
Neyse ana karakterimiz Osman'a dönelim. Ondan çocukluk hakkında düşündüklerinden kısa bir alıntı yapmak istiyorum:
Çocukluk başlamak demekti. Dünyaya, hayata, zamana, kendine ait olan her şeye titrek adımlarla yürümekti. Çocukluk bir imkandı. Çocukluk acıya, kayıplara, ölüme henüz uzak olmaktı. Yokluğun daha az acıtmasıydı, avuntunun ve şefkatin bolluğuydu. O zaman Osman da yeniden başlama ümidine sarılacaktı. syf.154
Bu romanda hangi kahramanı daha çok sevdim diye kendime soruyorum. Sanırım ilk sıraya Deli İbrahim'i ikinciye de Osman'ı koyarım.
Romanda beni en çok etkileyenler neler diye düşünürsem; Balıkçılıktan hiç anlamam. Epey zamandır da vejeteryan olduğum için avcılıktan hiç haz etmem ama tekne yapımından, balık avcılığı teknik bilgilerine dair o kadar çok şey vardı ki eminim konuya yakın olanları etkileyecektir. Tarihsel okuma yapmayı severim, bu roman bunun için çok müsait ve yukarıda bahsettiğim gibi yeni şeyler keşfetmeme üst okuma yapmama neden olduğu için de mutluyum. Bir kadın olarak romanda eril dil kullanılmaması hatta Osman'ın bu anlamda alnından öpülecek bir kahraman olmasından dolayı gururluyum (mutlu demedim özellikle gurur duydum çünkü ve neden olduğunu romanı okuduktan sonra anlayacaksınız) Son olarak da günümüzde en çok konuştuğumuz "ekolojik dengenin bozulması, dünyanın sonunun gelemesi" temasının doğa - insan temelinde kurguya eklenmiş olmasını da ayrıca çok sevdim.
Netice olarak şunu söylemeyim bu tanıtımı okuduysanız hemen şimdi gidin bu romanı alın. Türk edebiyatı adına mutlu olacaksınız, okuduğunuz her kelimeden keyif alacaksınız.
İyi okumalar,
KÜNYE:
KİTABIN ADI: DELİ İBRAM DİVANI
YAZARI: AHMET BÜKE
YAYIN EVİ: CAN YAYINLARI
BASIM YILI: KASIM 2021
SAYFA SAYISI: 204

Yorumlar