EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ
- dilek yiilmaz
- 28 Şub 2022
- 3 dakikada okunur
İhsan Oktay Anar külliyatının üçüncü kitabı EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ. Bu ilk iki kitap 1- Puslu Kıtalar Atlası, 2- Kitab-ül Hiyel 'den farklı olarak günümüze daha yakın bir zamanda geçiyor ve 1001 Gece Masalları gibi zamanı oyalamak ve yaşamı sürdürmek üzere art arda akan öykü - masallardan oluşuyor.
EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ üzerine internet üzerinde araştırma yaptığımda ilk iki kitaba kıyasla daha az yorum, eleştiri gördüm. Genelde karşılaştığım yorumlar yine ilk iki kitapla kıyaslamaya yönelikti. Ancak ben burada kendi okuma deneyimim, yakaladığım ipuçları ve külliyat içindeki (...ki okudukça yazıyorum. Bu notu web siteme not düştüğüm bu günler İhsan Oktay Anar'ın yeni kitabı Tiamat da yayımlandı) yine kendimce yerini ve değerini belirtmek istiyorum.
Önce kısa bir özetle başlayalım isterseniz: Hikaye Anadolu'nun orta yerindeki bir kasabada başlar. Zaman "çok değil bundan otuz yıl önce" diyerek günümüzle bir şekilde yakın bağ kurulur. Bir külhanbeyinin karşısına ölüm çıkar. Vakti zamanı gelmiştir ve onu alacaktır. Ancak külhanbeyi kolay kolay teslim olmak istemez ona bir oyun teklif eder. Azrail yani Ölüm de bunu kabul eder. Bu oyun eşli olacaktır. Külhanbeyi bir arkadaşını yanına alır Ölüm de Cezzar Dede'yi. Zaten sırada bir sonraki isim Cezzar Dede'dir. Külhanbeyi Ölüm'ü yenebileceğini düşünürken yanılır. Bir şekilde kaderden kaçılmaz kuralı devreye girer ve oyun arkadaşı Külhanbeyi'ni o da oyun arkadaşını masada öldürür. Cezzar Dede ile başbaşa kalmışlardır. Ölüm ona da yaşamını sürdürmesi için bir oyun oynamayı teklif eder. Birbirlerine öyküler anlatacaklardır. Böylece anlatı başlamış olur.
Bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi Uzun İhsan yine karşımızdadır. Ölüm'ün listesindeki diğer kişi de odur. Her öyküyle birlikte mahalle değiştirerek bir görünür bir kaybolur ve kitabın sonuna kadar sürekli Ölüm'ün elinden kaçmayı başarır. Cezzar Dede bilge bir kişiliktir. Bu hikayedeki asıl kahramandır. Zamanın, ölümün ve hatta yaşamın üstünde bir varlık sergiler. 11 torunu olması, torunlarına masallar anlatması, ki Ölüm'ün peşine takılıp yollara düşerken onları oyalamak için arkadaşıyla Efrasiyab'ın Hazinesini aramaya gittiğini söyler, ölüme giderken korkmaması onu okuyucunun gözünde bilge bir varlığa dönüştürür:
Geçmişime bakıyorum da, hayat bugüne kadar bana hep güzel şeyler göstermiş: Bu dünyada her şey güzel. Çirkinlik diye bir şey yok; kim bilir, sadece aldanarak ve büyük bir budalalıkla, onda çirkinliği görenler çirkindir belki. Ama ben, dünyayı korku duygusuyla değil, güzellikle tanıyorum. Benim ona baktığım gibi, Dünya da bana bakıyor ve gülümsüyor, ben ona neden gülümsemeyeyim? syf.83
Sırayla bir Cezzar Dede bir Ölüm öykü anlatmaya başlarlar. Bu öykülerin korku, din, aşk, cennet gibi temaları vardır. (Bu arada kitapla ilgili araştırmamı yaparken bir özete rastladım oldukça başarılı BURADAN bakabilirsiniz)
EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ 'nin öyle ilginç bir kurgusu var ki kendinizi sarmal bir yapının içinde hissediyorsunuz. Bir temayla ilgili anlatılan öykünün karakteri başka bir temada karşınıza çıkıyor. Öncelikle alt zeminde kurulmuş bir genel kurgu var sonra öykülere geçildikçe, ki bunlar birer masal niteliğinde zaman zaman, kurgu yer değiştiriyor ancak okuyucuyu hiç zorlamadan içine çekiyor. Ancak İhsan Oktay Anar kitaplarının ortak özelliği olarak algı açık okunması gerekiyor. Önce bir akışa bırakarak düz okuma yapabilir ardından aldığınız küçük notlardaki şifreleri çözmeye odaklanabilirsiniz. Örneğin 11 torun, Selam, Aden, Meva, Elhalid, Mamake, Heyevan gibi mahalle isimleri, Ölüm'ün sürekli elinde tuttuğu Kara Kaplı defter, ilk öyküde anlatılan sürekli gülümseyen çocuk ve onun yaptığı resim gibi. Tüm bunların dışında felsefi göndermeler üzerine de düşünebilirsiniz: Yaşam ve ölüm döngüsü ya da hangisinin diğerine üstün geleceği, korku, kabulleniş, kader olguları gibi. Bir başka ince nokta kitaptaki göndermeler, isim benzerlikleri kurularak bestecilere ve bestelere göndermeler, öykü kurgusundaki vampir benzetmesiyle Dracula göndermesi, ve yine burada bir parantez açacağım okuyanlar bilir Dracula asla tek başına bir korku romanı değildir bir dönüşüm anlatır, EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ 'ni bir anlamda hazine sandığına çeviriyor. Neresinden tutsan elinde kalıyor denir ya bu romanda da okuyucu olarak neresinden baksan sana yeni bir şey sunuyor. Mesela arayış ve din arasındaki bağlantıyı açıklayan Ölüm'ün şu cümlesi gibi:
Her insan ancak bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir. İşte, din de bu arayış değil midir? Bununla birlikte, eğer insan bir şeyi arıyorsa, onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh! bu da aşktır işte! Kısacası, yolumuzu şaşırmış değiliz. Korkudan araşıya, arayıştan ise aşka geçtik. syf.204
Okurken fark ettiğim bir başka şeyse benim için gerçekten çok kıymetli: ses akışı. Kitabın bir bölümünü evde tek başımayken sesli okumaya başladım ve inanamadım. Hiç bir kelime takılmadan, dilim sürçmeden akışkan bir şekilde dudaklarımın arasından çıkıyordu. Bunda şaşılacak ne var diyebilirsiniz ama öyle değil işte. Ben yazdığım metinleri de sesli okumaya gayret ederim. Bir çok kitabı ve şiiri de. Ancak çoğu zaman kelime doğru seçilmemiştir ve ses ağızdan çıkarken bir şekilde dile takılıverir. Bu kitapta ise hiç öyle bir şey yoktu. Eğer alıp okursanız lütfen siz de deneyin.
Ben, hikayelerin bir sonu olması gerektiğine inananlardanım. Hayat da bana kalırsa böyle. syf.236
Ancak işte iyi kitabın sonu gelmiyor. Okuyup kapağını kapatıyorsun da sonra üzerine düşünmeye, yazmaya devam ediyorsun.
Keyifli okumalar dilerim.
KÜNYE:
KİTABIN ADI: EFRASİYAB'IN HİKÂYELERİ
YAZAR: İHSAN OKTAY ANAR
YAYINEVİ: İLETİŞİM YAYINLARI
SAYFA SAYISI: 245
YAYIM YILI: 20.BASKI 2009

Yorumlar