FLANÖZ , ŞEHİRDE YÜRÜYEN KADINLAR
- dilek yiilmaz
- 28 Kas 2019
- 2 dakikada okunur
Dilek Kitaplığı kitap kulübü seçkilerinden olan Flanöz yazar Lauren Elkin'in dilimize çevrilmiş ilk kitabı. Ben kitabı ilham veren, ayrımcı bir kitap olarak okudum. Evet pozitif ayrımcılık yapıyor, bir kadın olarak beni olumluyor ve cesaretlendiriyor diye düşündüm. Kendisi de bir 'flanöz' olan Laura Elkin gezdiği şehirlerde, o şehirle bütünleşmiş edebiyatçıların izini sürüyor. Kendince şehir, yaşam ve edebiyat üçgeni hakkında oluşturduğu düşünceleri bizimle paylaşıyor.

'Flanöz' kelimesini Lauren Elkin eril FLANÖR teriminden türetmiş. Flanör sözlük anlamıyla gezginci anlamına gelir. Fransızca kökenli bir kelime olan flanör amaçsızca dolaşmak anlamında kullanmıştır. Flanörler pasajlarda saatlerce aylakça dolaşan kişilermiş. Hatta ağırdan gezintilerini gerçekleştirmek için bizim Osman Hamdi'nin Kaplumbağa Terbiyecisi tablosundaki gibi kaplumbağalarıyla gezerlermiş.
Flanör tipi, endüstrileşme sonrasında 19. yüzyılda ortaya çıkar. İlk defa 1854’te bir metin içerisinde kullanılır. Temelleri de Charles Baudelaire’nin “Paris Sıkıntısı” kitabında atılır. Flanör, esasen modern kentin ve hayatın araştırmacısıdır ama gözlemlerini gizlice, kendisinin görünmeyeceği şekilde gerçekleştirir. Bir ayağı kentin içindeyse bir ayağı da dışarıdadır. Bununla beraber adı konmasa dahi sanayileşme öncesi de bir flanörlük vardır. O dönemin flanörünün yaptığı tek şey şehrin kaosuna karşı galip gelme uğraşıdır. Sanayiden sonra ise kendi hayatını anlamlandırma çabasına girişir.

Flanör, Alman düşünür ve yazar Walter Benjamin’in (1892 – 1940) de kafa yorduğu bir kavram. Yaşadığı yer ve zamanlar gereği modernitenin göbeğine doğmuş olan Benjamin’e göre flanörü iyi kavramak gerekir; çünkü o, modern kent dünyasını anlamak için önemli bir karakterdir. Kendi deyimiyle; “Flanör, kendini kaplumbağanın temposuna uydurmaktan hoşlanırdı. Eğer ona kalsaydı, ilerlemenin böyle adımlarla sürmesini isterdi.”
Bizim edebiyatımızda da çok sayıda flanör ve flanöz vardır. Benim ilk aklıma gelenler Ahmet Mithat, Sabahattin Ali, Leyla Erbil, Sait Faik Abasıyanık, Ahmet Hamdi Tanpınar. Zaten edebiyatçıların şehri gözlemlemeden yazmaları ne kadar mümkündür?
Flanöz kitabı 5 bölümden oluşuyor Paris, New York, Venedik, Tokyo ve Londra. Amerikalı olan yazar Elkin kendi şehrinin banliyö yapılaşmasından şikayetçi. Eğitimi ve sonrasında iş hayatı nedeniyle dolaştığı Paris, Venedik, Tokyo ve Londra'da bir flanöz olarak gözlemlediklerini yazıyor. Edebiyat hocası olması dolayısıyla da bulunduğu şehirlerde yazarların izini sürerek yapıyor bu gezintilerini. Her bölüm kendine özgü, benim fikrimce oldukça da güçlü, manifestolarla bitiriliyor.
Paris'te Jean Rhys, devrim çocukları ve George Sand, yönetmen Agnes Varda, Martha Gellhorn yer alıyor. Londra'da tabii ki Virgina Woolf, Venedik'te Sophie Calle, Tokyo'da ise şehri anlamaya çabalayan, sevgilisinin peşinden gitmiş bir aşık olarak yazarın kendisi yer alıyor. Kitapta Martha Gellhorn'un Ernest Hemigway ile yaşadığı ilişki ve 'Çanlar Kimin İçin Çalıyor'un ilham perisi olduğunu öğrenmek ilginçti. Kitap kurgu bir eser değil tür olarak nereye koymak lazım bilemiyorum ama tam olarak bir gezgin edebiyatçı işi olduğunu söylebilirim. İçinde edebiyat, tarih, kültür barındıran katman katman okunacak, araştırmaya yönelik bir eser ortaya çıkarmış yazar.
Keyifli okumalar dilerim.


Yorumlar