top of page

FRANKENSTEIN YA DA MODERN PROMETHEUS

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 27 Kas 2019
  • 3 dakikada okunur

İki yıldır içinde yer aldığım bir ingiliz edebiyat kulübü var. Çok değerli Zeynep hocamız eşliğinde ve onun seçkisiyle kitaplar okuyoruz. Kasım ayının kitabı Mary Shelley'den Frankestein'dı. Toplantımız bittiğinde hocamıza ayrıca teşekkür ettim çünkü daha önce elbette haberdar olduğum hatta film uyarlamalarını izlediğim bu romanı seçkin edebi eserler arasına koyup okumayı düşünmeyeceğimi belirttim. Bu çok büyük bir kayıp olurdu. Sinema sektörünün edebiyata vurduğu kötü bir darbe.

Gerçekten etkileyici bir felsefi alt yapıya sahip, kurgusuyla akıcı bu roman çağının üstünde bir eser. Üstelik yazarı onu ortaya çıkardığında sadece 19 yaşındaymış. Oldukça entellektüel bir aileden gelmesi, yaşının üstünde fikri ve duygu yönünden gelişmiş olmasını elbette sağlamıştır. Ancak benim yaptığım çıkarım bu kadının hem çok cesur hem de çok zeki olduğu. Shelley'in babası dönemin en entellektüel adamlarından biri: William Godwin. Düşünceleri ve ortaya koyduğu eserleriyle anarşist yazar olarak nitelendirilmiş. Annesi tanınmış kadın hakları savunucularından Mary Wollstonecraft. Annesi Mary'i doğurduktan çok kısa bir süre sonra ölüyor. Zaten annesinin adını alıyor. Babası onu annesinin hatırasıyla büyütür, çok iyi bir eğitim veriyor. 16 yaşında Mary tıpkı zamanında annesinin de yaptığı gibi evli olan bir adama aşık oluyor ve aşkını yaşamaktan da geri durmuyor. Babasıyla arkadaş olan Percy Bysshe Shelley'e kaçıyor. İlk doğumunu yapıyor ama bebeği yaşamıyor. Aynı zamanda P.B.Shelley evli olduğu için sıkıntılı bir süreç yaşıyorlar. En yakın arkadaşları dönemin ünlü şairi Lord Byron. Bir süre onun yanında İsviçre'de kalıyorlar. Frankestein ya da modern Prometheus fikri burada ortaya çıkıyor. Sıkıcı geçen akşamlardan birinde tüm konuklara bir hayalet hikayesi yazma yarışı öneriyor Lord Byron. Mary Shelley o dönem sadece sanata değil aynı zamanda bilime de ilgi duyuyor. Elektrik şoka yaşamın tekrar geri getirilebileceği üzerine bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bütün bunlar ve yaşadığı buhranların etkisiyle bir gece rüyasında ortaya çıkan hikayeyi kaleme alıyor. P.B. Shelley onu yazması konusunda sürekli destekliyor, hatta baskılıyor. Sonuçta hikâye ortaya çıktığında tüm eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılanıyor ancak yazanın bir genç kız olması tepkiyle karşılanıyor. Mary kitabını bastıracak bir yayınevi bulamıyor, nihayet P.B. Shelley sunuş yazısı kaydıyla ve yazar ismi belirtmeksizin yayınanıyor. Benim elimdeki versiyon Notos Kitap tarafından hazırlanmış. 1818 yılında P.B. Shelley ve 1831 Mary Shelley tarafından yazılmış önsözlerine yer verilmiş. Ayrıca giriş bölümünde bir 'kronoloji' yer alıyor. Burada yazarın hayat hikâyesiyle paralel gelişen dönem olayları da aktarılıyor. Yine kitabın sonunda yazar Joyce Carol Oates'in "FRANKESTEIN'İN DÜŞMÜŞ MELEĞ" isimli, kitabın ebebi bir eleştirisel bir özeti de yer alıyor. Yeni kitap alacaklara ben bu versiyonu öneririm. Çevirisi de iyiydi ve benim gözüme yazım hatası pek çarpmadı.

Romanın hikâyesine gelmeden önce bilinen en büyük yanlış anlaşılmayla başlamak istiyorum: hikâyedeki yaratığın adı Frankestein değil, yaratıcısının adı Victor Frankestein. Yaratığın bir adı yok. Sadece yaratık olarak geçiyor ancak filmler bize böyle bir yanılsama da armağan etmişler maalesef.

Victor Frankestein varlıklı bir aileden geliyor, sevgiyle büyütülüyor. Annesinin ölümünün ardından babası, kuzeni Elizabeth ve küçük erkek kardeşiyle yaşıyor. İyi eğitim alıyor, kendini geliştirme insanlığına bir şekilde iz bırakma niyetinde hırslı bir bilim adamına dönüşüyor. Yaşamın ölümden sonra tekrar oluşmasının mümkün olup olamayacağına dair düşüncelerin etkisinde kalıyor. Bazı hocaları onu uyarsa da o kendini bilim dünyasına belki alt okumada babasına ispatlama gayesiyle çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Ailesinin uzakta okuyor. Burada nihayet bu düşüncelerini gerçekleştirme fırsatını buluyor. Bir gece çeşitli ceset parçalarını birleştirerek yaptığı bir nevi ölü kuklasını canlandırmayı başarıyor ama ortaya çıkan yaratıktan hem korkuyor hem de iğreniyor ve onu öylece bırakıp kaçıyor. Sonrasında yaratık yaratıcısı tarafından terk edilmiş olmanın ve dünyaya yeniden ve bu iğrenç haliyle getirilmiş olmanın acısını yaşıyor. Yeni doğmuş bir bebek gibi önce konuşmayı, farklı dilleri, yazıyı öğreniyor, dünyayı keşfediyor ve kendisinin hiçbir zaman insanlar tarafından kabul görmeyeceğini anlıyor. Bu kavrayışla birlikte yaratıcısına duyduğu öfke onu intikam almaya itiyor.

Birçok alt metin bulacağınız, iyiyle kötüyü belirlemekte zorlanacağınız, içinde griliklerde kaybolacağınız bir hikâye bu romanda sizi bekliyor. Sadece hikâyenin kendisi değil aynı zamanda dönemin ve yazarın kendi hayat hikâyesinin de çok ilginç olması nedeniyle sürekli araştırmaya yönelttiğini de belirtmeliyim.

Romanı okuduktan hemen sonra ben biyografik nitelikte çekilen Mary Shelley filmini de izledim. Bence sinemasal öğeler yönünden değil ama biyografik açıdan başarılı bir iş çıkmış ortaya. Bir özet olarak yazarın yaşamına dalıyorsunuz. Oyunculuklar da oldukça başarılı.

İyi okumalar dilerim.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Düşler Sirki: Angela Nanetti'nin Masalsı Dünyası

Size bu yazımda Angela Nanetti'nin 'Düşler Sirki' romanından bahsetmek istiyorum. 'Dedem Bir Kiraz Ağacı' romanını okumayan var mıdır acaba? Hans Christian Andersen Ödüllü yazarı bu romanıyla tanımış

 
 
 

Yorumlar


bottom of page