HALİKARNAS BALIKÇISI
- dilek yiilmaz
- 3 Ara 2019
- 2 dakikada okunur
İstiklal Caddesinin Şişhane tarafından başlangıcında eski bir han vardı. İçinde Beyoğlu 2.Noteri vardı. Narmanlı Han. Uzun yıllar Beyoğlu'unda çalıştığım için hanın önünden sıkça geçerdim ama tarihini pek bilmezdim. Geçtiğimiz ay tamamen yenilenmiş, içinde moda cafeler var. Ayrıca bence hiç de yakışmayan bir kozmetik mağazası da kiracı olmuş. Neyse ünlü San Sebastian pastasından yemek üzere bu cafelerden birine gittik eşimle. Duvarda modern tarzda çizilmiş üç sanatçının yan yana dev portresi yer alıyordu. Sabahattin Eyüboğlu ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ı hemen tanıdım ama kadın olan üçüncü sanatçıyı bir türlü çıkaramadım. Ben de genç garsonlara sordum. Her sorduğum sorayım deyip gidiyor, sonra gelmiyordu. Nihayet kim bu kim bu diye diye handan çıkarken girişte ilk başta dikkatimi çekmeyen bilgi panoları gördüm. O sanatçı kadın Aliye Berger'miş. Her üç sanatçının da Narmanlı Hanla ortak geçmişleri varmış. Ev ve stüdyo olarak yıllarca kullanmışlar. Aliye Berger ismi de tanıdık ama hayatına dair hiçbir şey bilmiyorum, merak ettim, kimdir diye araştırdım çılgın sanatçının Şakir Paşa ailesinin bir üyesi olduğunu ve Halikarnas Balıkçısı diye bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın kardeşi olduğunu öğrendim. Ailenin tüm fertleri sanatçı, entellektüel ve siyasi olarak etkili kişiler ama acı bir hikâye karşıma çıktı Halikarnas Balıkçısı'nın babasını öldürdüğünü sonra da İstiklal Mahkemeleri tarafından bir hikâyesi nedeniyle sürgün cezası aldığını okudum. Merak ettikçe altından farklı bir öykü çıkıyordu. İşte Mavi Sürgün'le yolumuz böyle kesişti. Cevat Şakir'in Üsküdar'daki evinden alınıp Bodrum'a sürgüne gönderildiği döneme kadar geçen altı ayı ve öncesi - sonrasıyla anlattığı bir anı kitabı Mavi Sürgün. Bu kadar iyi bir aileden gelen, böylesi bir çevreye sahip, Robert Kolej bitirmiş ardından Oxford'da eğitim görmüş bir sanatçının sürgüne gönderilen hayatını okumak istedim.


Mavi Sürgün'ün çok akıcı bir anlatım dili var. Cevat Şakir hikâyeciliğini kendi anılarını yazarken de kullanmış. Cumhuriyet savaşı dönemi, kuruluş çalışmaları, ülkenin siyasi ve ekonomik ortamı, gazeteleri, yazarları, Anadolu'nun hali hepsi bu biyografik anı kitabında capcanlı karşısında sergileniyor. Hayatını belki son defa yeniden şekillendirmek durumunda kalan bir adamın sürgün edilmesi, o zamanlar kaçakcıların cirit attığı, atıl bir deniz kasabasının halini (ve şimdiki durumunu düşünerek) okumak farklı bir deneyim sunuyor.
Mavi Sürgün'ü okuduktan sonra tiyatro sahnesine de uyarlandığını öğrendim. Ben İstanbul gösterimlerini kaçırdım, geçtiğimiz günlerde Bursa gösterimi vardı sanırım. Eğer tekrar buraya gelirse Yetkin Dikicilerin sesinden dinlemek isterim bu satırları. Youtube'da gösterinin hazırlığına dair bir tanıtım videosu buldum ilginizi çekebilir...
Mavi Sürgün'ü eğer henüz okumadıysanız vakit kaybetmeden okumalısınız. Ben açıkcası başlığından başlayarak bu metni okurken sadece bir anı kitabı olarak değil, değişimin ve dönüşüm alt metinleriyle okudum.

Yorumlar