KIZIL - STEFAN ZWEIG
- dilek yiilmaz
- 22 Haz 2018
- 2 dakikada okunur
Kızıl 'dan Stefan Zweig 'in kaleminden bir alıntıyla başlamak istiyorum yazıma...
"Sonbahar havası göz açtırmıyordu. İğne gibi batan bir sağanak aralıksız çağıldıyor, boz renge dönüşmüş ağaçların titreşen kurumuş son yapraklarını sürükleyip götürüyor, bütün yağmur oluklarından gümbür gümbür iniyor ve hüzne bürünmüş göğü milyonlarca kurşuni damara ayırıyordu. Rüzgâr, bazen dalganan bir bez gibi yağmuru önüne katıyor, duvarlara doğru şaklatarak savuruyor ve şemsiyeleri kırıyordu."
İş Bankası Modern Klasikler Dizisinden yeni çıkan Stefan Zweig'ın Kızıl romanı böyle başlıyor... Kırsaldan doktor olmak için gelen, öyküdeki ana karakteri Bertold Berger'ın Viyana girdiği günü yazar işte böylesine etkileyici bir dille tasvir etmiş.
Kızıl - Stefan Zweig tarafından yazılmış ilk uzun öykülerden biri. Tür olarak roman mı öykü mü desem tam bilemiyorum ama sanırım doğrusu amerikalıların dediği gibi "short story" olmalı. Çünkü okundukça zihinde hoş bir duygu bırakan, sıkmadan okunan, az sayfalı bir eser. Kızıl'da ailesine bağlı, idealleri olan, duygusal bir genç adamın büyük şehirde kayboluşu kendini bulup tekrar ideallerine sarıldığı sırada ise hayata veda edişi etkileyici bir şekilde anlatılıyor.
Stefan Zweig psikolojiye olan ilgisini yazdığı her yapıtta karakterlerin dünyasını kurarken ve onları kelimelere dönüştürüp okuyucularına aktarırken ustaca ortaya koyabilen bir yazar. Her eserinde ustalıkla kullandığı tasvirler ise muhteşem. Buraya küçük bir örnek daha almak istiyorum:
"Kızın başucunda oturuyordu şimdi. İçinde tarifsiz bir duygu vardı; yaşam, tıpkı kızın şimdi artık hafif hafif alıp verdiği solukları gibi daha sakin ve huzurluydu sanki. Kızın ince bir hareyle çverili yüzüne ancak şimdi bakabiliyordu. Viyana'ya geldiğinden beri bir başkasının varlığını daha önce hiç böylesine içten hissetmemişti, yüz hatlarına hiç bu kadar uzun süreli bakamamamıştı, çehresindeki çizgilerde yatanları hiç inceleyememişti. Kıza böyle bakınca içinde bir anı uyandı, bu ince dudaklarda kız kardeşini çağrıştıran usulca bir benzerlik gizlenmişti sanki; ama bu yüz daha çocuksuydu, gelişimini tamamlamamıştı, ıstırap doluydu."
Nasıl da güzel cümleler değil mi? Geçenlerde bir arkadaşım : "Bugünlerde sürekli geçmişe dönüp okumalar yapıyorum, eski filmleri izliyorum ve düşünüyorum ki biz asla bir Fransa, Almanya gibi olamayacağız, okumuyoruz çünkü!.." demişti. Bu düşüncenin doğruluğunu yanlışlığını tartışabiliriz ama şu var ki dünya edebiyatı olsun, bizim edebiyatımız olsun çok değerli bir miras bırakmış bizlere. Bence en etkileyicilerinden biri de acıklı ölümüyle Stehan Zweig. Okumak lazım...

Yorumlar