LEYLÂ ERBİL'İ YAZMAK
- dilek yiilmaz
- 3 Oca 2019
- 2 dakikada okunur
Leyla Erbil’i anlatmaya başlamak. İnsanın titreyen parmaklarını avucunun içinde ovması. Derin bir nefes alması. Sakinleşmesi. Ve bu bir başlangıç diyerek düşünmesi. Evet, gün geçtikçe, onunla yol aldıkça daha nicelerini yazabileceksin diye kendini sakinleştirince ortaya çıkabilen bir eylem: LEYLA ERBİL’İ YAZMAK.

Çok güzel bir kadın Leyla Erbil. Onu konu aldığım yazının ilk satırlarında güzelliğine vurgu yapmamdan ne kadar mutlu olurdu? Aksine kızacağını tahmin ediyorum. Hatta bundan hiç hoşlanmazdı tahminimce çünkü o yazım hayatı boyunca toplumda yer etmiş bir takım içi boş değerlere savaş açmış bir kadındı. Kendin olmak, sevgisizlik, yalnızlık en önemli temalarıydı.Tüm sıfatların üstünde, güçlü bir bilinç geliştirmiş insan, bir birey olarak anılmayı isterdi. Ama ne yapabilirim? Gerçekten güzel bir kadın. Ahmet Arif’in
“Dişine zar, boynuna ter olasım geliyor.
Gün yirmi dört saat seni düşünerek.
Ne yüce, ne sonsuz bir duygu bu, bilir misin ki?”dediği kadar var.

Peki bir kadını güzel yapan nedir? (Günümüzde güzelliğin fabrikasyon olduğunu düşünürsek!) Bakış, gülüş, endam, zerâfet, şıklık. Ben hepsi ama en tepede zekâ diyorum. Bir insanı güzelleştiren tüm özellikler eğer zekânın ışıltısıyla harelenmiyorsa ne işe yarar ki?
Hulki Aktunç Leylâ Erbil: İsyan Grameri adını verdiği yazısında, kırk yıldan uzun süredir tanıdığı yazar Leylâ Erbil hakkında “...her sanatçı, yazar olsun, ressam olsun, müzikçi olsun, gelenek ile gelecek arasında yer aldığını duyumsar, anlar; bu bilinçle gelenekten ne alıp geleceğe ne devredeceğini uzun uzun, uykusuz geceler boyunca düşünür ve eylemini yerine getirir. Leylâ Erbil’in de bu noktada çağdaş Türk yazını için dünya yazını için ne kadar büyük önem taşıdığını şöyle söyleyebilirim: Yeni bir insanı, yeni sınıfsal değişimlerin bize verdiğini ve vermesi gerekenleri o kadar iyi duyumsamıştır ki bunun için bir etik, bir ahlaki yaklaşım getirdiği gibi, o, “etik”in estetik çözümünü de bulmuştur. Bunu nerede buluyor? “Eğer yeni bir şey anlatacaksam, yeni bir biçimde anlatmam gerekir”. Bu da bütün iyi sanatçıların karşı karşıya olduğu hayati bir sorun.” demiş Bana göre bu kısa alıntı sayfalarca Leylâ Erbil anlatılarının en güzel ve en doğru özetidir.
İLK ÖYKÜ KİTABI HALLAÇ

İlk öykü kitabı Hallaç 1956 - 60 yılları arasında yazılmış öykülerden oluşuyor. Ve yine Hulki Aktunç’un belirttiği edebi yenilikle adı üzerine edebiyat dünyasını bir hallaç misali savurup, darmadağın ediyor. İlk öykü kitabı Hallaç’ta dönemin ‘öz türkçe kullanım seferberliği’ kapsamında sıkça kullanılan ancak artık günümüzde yer almayan kelimeleri de görüyoruz. Örneğin şey yerine kullanılan nen kelimesi gibi. Hallaç Leylâ Erbil’in en çok etkilendiği yazar Samuel Beckett’dan bir alıntıyla başlıyor: “Nothing is more real then nothing” (Hiçbir şey hiçten daha gerçek değildir.) Beckett’da yeni bir insanı yepyeni bir şekilde anlatma gayretindedir.
TÜRK EDEBİYATINDA SAVAŞÇI KADIN DURUŞU
Leylâ Erbil çok sevdiği arkadaşı Sait Faik’in ardından ilk kitabı Hallaç ile Sait Faik Öykü Ödülü’ne aday olur. O dönem ödül edebiyat dünyasında fırtınalar koparan Hallaç’a verilmediği gibi, maskülen edebiyat çevresinin de alaylı eleştirilerine maruz kalır. Türk edebiyatında yenilikçilerle geleneksel - tutucular arasında bir savaşta su yüzüne çıkma fırsatı bulur. Bu süreçten sonra Leyla Erbil hiç bir öykü yarışmasına katılmaz. Hatta jüride bile yer almaz. Bundan sonra yayınlancak tüm kitaplarının kapak içi ilk sayfasını “Bu kitap hiçbir ‘ödül’e katılmamıştır.” yazısı süsleyecektir.



Yorumlar