Nefaset Lokantası genç bir yazardan
- dilek yiilmaz
- 6 Şub 2020
- 2 dakikada okunur
Novella denilen türde kısa bir roman 'Nefaset Lokantası'. Bireyin güncel hayat içinde kıstırılmışlığını, içine girerek katman katman çözen derinlikli bir metin.

Genç yazar Tuğba Doğan'ın bu eserini YKY Beyoğlu'nu gezerken ön plana çıkartılmış olarak görmüş ve almıştım. Okuyup bitireli neredeyse üç ay oluyor ama işte ancak yazma fırsatı buluyorum. Altını çizdiğim cümleler elbet var ama unuttuklarımda var. Ancak Nefaset Lokantası tekrar tekrar okunmayı hakeden bir roman. Neden çünkü öncelikle yazarın akademik olarak sosyoloji geçmişi toplumu bir mercek altında izleme ve bunu edebiyatın içine ustaca yedirme avantajı sağlamış. Bunu okuyunca hissediyorsunuz. Kısacak romanda aile ilişkileri, aşk, arkadaşlıklar, toplumsal çelişkiler, din ve siyaset var. Yani bir toplumu toplum yapan her şey. Sonra içinden tek bir bireyi çekip onun yaşadıkları ve çıkmazları üzerinden benzer tüm toplumsal sıkıntıları yaşayan kişilerin kendilerini bulacakları bir anlatım, ortak bir hikâye kurgusu var. Elbette yaşananlar tamamen kurgu ve hikâye karakterine ait ama çoğu kişinin 'evet ben de tam da böyle hissediyorum' diyeceği durumlar bunlar aynı zamanda. Yazar Tuğba Doğan'ın bu kadar ustaca toplum ve kaybetme üzerinde yazabilmesinin sanırım bir diğer nedeni de Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yüksek Lisans programında "Kaybetmenin Anlatısı: Mai ve Siyah, Huzur ve Tutunamayanlar" isimli teziyle de ilintili. Bu konu üzerine çok ve derinden düşündüğü su götürmez.

Üç bölümden oluşan Nefaset Lokantası, kimi okur için birbirinden kopuk üç hikâye gibi okunabilir -hatta tercih eden öyle de okuyabilir- ancak bağlantı ustalıkla kurulmuş. Roman başkahraman gazeteci Salih'in Türkiye'yi terk edip Brezilya'ya göçünü konu ediniyor. İlk bölümde bir mezar başında gördüğümüz Salih, hikâye ilerledikçe terk ediş hazırlıklarını yürütürken, dostlarla vedalaşmalar, kaybedilen aşkı hatırlamalar, çocukluk dönemi ve gerçeklerle yüzleşmeler arasında gidip geliyor.
"Ya da belki kıyamet aslında böyle bir şeydir. Bir seferlik, devasa ve kimseyi kayırmayan felaket değil de gündelik hayatın içinde devam eden, garip, minik düzensizlikler olarak çalışan, her gün yeni bir yere sinip orayı halleden bir şeydir. Aniden başlayıp şiddetle tamamına ermeyen, kendinden sonra gelecek başka bir şeye sebep olmayan, yıkıma değil, yıkımdan hep bir önceki ana benzediğinden bir yeniden doğuş vaadi de taşımayan, bir yere sıkışıp kalmış bir ara zaman, insanlığın evrimindeki mutlak bir duraklama, içindekilerle birlikte bulanma ve donma."
"Zaman yoktur, zaman yalnızca sonsuzcasına çok bilinmeyenli bir denklem olarak vardır."
En kısa zamanda Tuğba Doğan'ın ilk romanı Musa'nın Uykusu'nu okumak, bir süre sonra tekrar Nefaset Lokantası'nı elime almak üzere bu genç yazara bir ara veriyorum. Ayrıca belirtmeden edemeyeceğim gerçekten böyle kalemlerle edebiyatımız var olmayı sürdürdüğü için gurur duyuyorum.
İyi okumalar,

Yorumlar