NEREDESİN ARKADAŞIM?
- dilek yiilmaz
- 25 Kas 2021
- 4 dakikada okunur
Önceki gün haber sitelerine ve sosyal medya hesaplarına bir haber düştü: Belediye zabıtaları küçük bir çocuğun elinden kayıt toplama arabasını almıştı. Çocuk çaresiz bir yandan ağlıyor diğer yandan "Ekmeğimizi elimizden alıyorlar" diye veryansın ediyordu. Tahminen 11 yaşlarında olan bu çocuğun gözyaşlarına kayıtsız kalmak insan olanın elinde midir? Ardından düşünmeye başladım bir çok mesele iç içeydi: Çocuk işçiliği, küçücük bir çocuğun sabahın kör saatlerinden gece yarılarına kadar sokaklarda çöpleri kurcalayarak dolaşmak zorunda olması, bu arada muhtemelen okula gidememesi belki re bir göçmen olması aklıma ilk gelenlerdi. Peki elinden arabasının alınması bir adalet miydi ya da daha doğru soru bir çözüm müydü? İşte bu noktada vardığım sonuç kendimce şöyle oldu: 18 yaşına kadar her birey çocuktur ve hakları vardır. Bir devlet eğer çocuğun ilerde sağlıklı bir yetişkin olmasını istiyorsa onu koruyup kollamalıdır. Çocuklar aç kalmamak, gece başlarını bir damın altına koyup uyumak için çalışmak zorunda kalıyorsa bunun sorumlusu devlettir ve o oluşumunu destekleyen toplumdur.
İşte büyük usta Yaşar Kemal'in bu kitabı tam üstüne geldi. Aslında Eksi 18 Edebiyat Topluluğu'ndan sevgili arkadaşım Elif Çelebi'nin daveti üzerine KENT VE ÇOCUK temalı bir öykü kurmak üzerine çalışıyordum. Araştırma aşamasında okuma listeme aldığım ve siparişini çoktan verdiğim bir kitaplardan biriydi NEREDESİN ARKADAŞIM? Ama nasıl muhteşem, nasıl büyüleyici bir metin okudum ve ben onu nasıl kelimelere dökerek anlatacağım inanın bilemiyorum. Bir yerden başlayayım ve orası da anlatının kahramanları olan çocuklar olsun...
Yaşar Kemal öykü ve romancılığının yanı sıra çok iyi bir gazeteci. Yaşam öyküsünü burada anlatmayacağım çünkü edebiyatımızla azıcık ilgilenenler bile büyük ustanın neler yaptığını biliyordur. Bizim edebiyatımızda bir dönem, ki benim en çok özendiğim dönemdir, yazılan her metin önce gazetelerde tefrika (yayın) edilirmiş. Romanlar arkası yarın şeklinde zamanın önemli gazete sayfalarında yerini alır sonra da kitap haline getirilirmiş. Yaşar Kemal'in romanları için de böyle olmuş. Ancak bunun yanı sıra Yaşar Kemal insanlarla bir arada olmayı onlarla söyleşmeyi seven ve bunu kendi üslubunca yazıya döken biri de. Sokak çocuklarıyla yaptığı söyleşilerden bir kısmı bu kitapta toplanmış. Ama öyle tadsız tuzsuz düz soru cevap metinler şeklinde değil. Yaşar Kemal büyük dil ustalığıyla söyleştiği çocukları birer roman kahramanına dönüştürmüş. Oğuz, Metin, Selim, Ali, Süleyman ve Muhterem Yoğuntaş'ın yaşamlarından kesitler var. 1975 yılının Ekim ayında yapılmış söyleşiler. Yaşar Kemal hiç bir çocuğa kendisinden küçük biri gibi davranmamış onların yaşamına tıpkı onlar gibi hissederek sızmış onların kabulünü beklemiş ve onlar da aralarına almışlar. Çocuklar da zaten yaşadıklarından mı yoksa çaresizliklerinden mi bilmem birer bilgeye dönüşmüşler. Öyle sözler ediyorlar ki önlerinde saygıyla eğilmek istiyorsunuz:
Dünyada her şey gelip geçicidir, baki olan bir arkadaşlıktır. İnsanoğlu arkadaşlığın kıymetini bilmiş olsaydı, insanoğlu böyle eşek olur da birbirini yer miydi, her şeyin üstündedir arkadaşlık. syf.38
Bu sözler Metin'in dilinden dökülüyor. Hikayede geçen bir çok çocuğun hamiliğini de üstlenmiş gözü kara bir çocuktan. Bu çocuk zamanında Florya açıklarında kuşların avlanmasını izleyip kederlenen biri ama aynı zamanda çok da tekinsiz, gözü kara, herkesin korktuğu bir tip. Mesela ben onunla ilgili satırları okurken arka planda hep Sait Faik'in Son Kuşlar öyküsünü düşündüm. Aynı çaresizlik ve hüzün geldi yüreğime oturdu.
Sonra Selim'in yaşadıkları var. Harran'dan kanlı bir baskının ardından kaçıp gelmiş, ağaç kovuğunda korkuyla uyuyan çocuk. Korkusu öyle bir hal almış ki onu yaşama bağlayan şey haline gelmiş. Rüyalar gördürmüş, onu bir hayal anlatıcı haline dönüştürmüş.
Çok uzak, bir düşü anlatır gibi. Selim, kendisi de inanmıyor gibi. Başka bir çocuğun başından geçmiş de, o çocuk ne korkuyor, ne üzülüyor, kendisiyle hiçbir ilişkisi yokmuş gibi. Bazı yerlerini hikayenin dönüp dönüp bir daha, bir daha anlatıyor. Hiç farkında değil, birkaç kere yokladım. Sonra da aynı olayı, üç ayrı biçimde anlattığına tanıklık ettim. hangisi doğruydu, yokladım, anladım ki Selim için üçü de doğru. syf.75
Sonra Muhterem Yoğuntaş var. Adının yanında mutlaka soyadı da söylensin istiyor. Balıkçı köyünde birden ortaya çıkan bu çocuğun kim olduğunu nereden geldiğini kimse sorgulamıyor. Adının kendisine ait olup olmadığını da. O herkesin yardımına kuruş almadan koşuyor, bir sandalın içinde uyuyor. Öyle şeyler yaşamış ki, anlatmak bile istemiyor, tek amacı balıkçı olmak kendine bir yer edinmek yuvarlanan yuvarlana yoğun tutmayan bir taşın aksine bir kök oluşturmak.
Topu topu 109 sayfa olan bir kitap benim için ömrü hayatımın en kıymetlilerinden biri oldu, orası kesin. Büyük ustada zaten şöyle bir yorum yapmış:
Düşündüm, ben dedim, anlatıyım, bir daha ben söyleyeyim, Selimin ceylan türküsünü hiç olmazsa burada yazayım, olmadı, beceremedim. Bir şeyi duyduktan, böylesine güzelliğine vardıktan sonra, ona yakın da olsa anlatamadıktan sonra, neye yarar ki, yazarlık, şairlik neye yarar ki... Şimdi, işte, koca gözlü, ceylanlar aşığı Selimin ceylanlar ağıdı söyleyememenin acısı ağı gibi oturdu yüreğime.
Çocukları düşündüm. Hep düşünürüm ya yine düşündüm. İçimde her zaman bir terazi kurulur, kefiyle yediğim lokma büyür, boğazıma tıkanır kalır bazen. İki kızıma kol kanat gererim, ayakları taşa değmesin diye çabalarım bütün analar gibi de insan mıyım diye de sorar dururum. Bu kitapta büyük usta vermiş yanıtını:
Ya insanlığımıza güvenip gelmişlerse, onların umudu boşa çıkarılmaz. Bir zamanlar çölün geleneği vardı. Şimdi altüst olmuş. Selimin hikayesi böyle. İnsanlığına güvenip geldikleri... syf.78
Bu kitabı mutlaka okuyun, okutun...
KÜNYE:
KİTABIN ADI: NEREDESİN ARKADAŞIM?
KİTABIN YAZARI: YAŞAR KEMAL
SAYFA SAYISI: 109
YAYIN YILI: NİSAN 2014
YAYINEVİ: YAPI KREDİ YAYINLARI

Yorumlar