"SAMA İÇİN" ÖDÜLLÜ BELGESEL
- dilek yiilmaz
- 7 May 2020
- 2 dakikada okunur
Bir şeyler oluyor. Evet, durmadan bir yerlerde bir şeyler oluyor ve biz sadece bize anlatıldığı kadarıyla bilgi sahibi oluyoruz. Çoğu zaman da sadece izliyoruz. Suriye'deki savaş devam ederken, kendime adıma konuşayım ben sadece ne olup bittiğini anlamaya çalıştım. Günlerce televizyonlarda çıkıp cehpe haritaları paylaşılıp çeşitli gruplardan bahsettiler. Savaşı anlamayan biri olarak benim için bu kadar cephe, bu kadar taraf çok karışıktı. Ve biz de bir şekilde işin içindeydik ama ne tarafındaydık? Öte yandan göçmenler meselesi vardı. Yaşadığımız her yerde görüyorduk onları, çoğunlukla Suriyeli, Afgan, Azeri, Afrikalı göçmenler. Her kafadan bir ses çıkıyordu: "Burada ne işleri var, ülkelerini savunsunlar madem?" diyenler, "Onların ne suçu var?" diyenler. Pandemi öncesinde Türkiye'nin avrupa sınır kapılarını açınca yaşanan feci görüntüler: soğukta, üstlerinde bir kaç parça ve sırtlarında taşıdıkları eşyalarıyla yaşlı çoluk çocuk bir ümit yola düşen göçmenler. Pandemiyle birlikte havaya uçup kaybolmaşlardı sanki hiç bir haber bülteninde onlardan bir haber yoktu. Suriye'deki savaş bile unutulmuştu. Dünya pandemi belasıyla uğraşıyordu.
Bir kaç gün önce yine her şey rastlantılar silsilesi gibi önümde açıldı. Bir paylaşımda "For Sama" filminin beğenisini gördüm. Sonra geçtiğimiz yıl Bafta'da en iyi belgesel ödülünü aldığını öğrendim. Konu Suriye iç savaşı ve Halep'in düşmesiydi. Genç, devrimci bir gazeteci kadının direnişin başladığı ilk günden Halep'in düştüğü ve şehri boşaltmak zorunda kaldıkları güne kadar aktüel kamerayla yaptığı çekimlerin montajından oluşan bir filmdi. Ve artık her şey tüm açıklığıyla karşımdaydı. Waad al-Kateab 'ın projesi olan bu yapım için genç bir annenin kızına bıraktığı görsel direniş günlüğü diyebiliriz. Direnişin başlangınca hamile kalan ve doktor olan eşiyle birlikte muhalif güçleri destekleyen Halep'li genç gazeteci kızına tüm yaşananları anlatıyor ve onun büyüyünce ne düşüneceğini merak ediyor.
Şu kadarını söyleyebilirim izlediklerim beni derinden sarstı. Çekilen görüntülerin bir hikâye bütünlüğü kurgusu içinde verilmesi dışında ve bir kaç yıkık şehir görüntüleri dışında yapay hiç bir kurgunun olmadığı tamamen Waad'ın kendi el kamerasıyla yaptığı çekimlerden oluşan bu filmi herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Orada, bizden sadece 60 km. uzakta ve aynı zaman diliminde insanların neler yaşadığını kavramak açısından önemli bir yapım.

Tabii Halep düşünce Waad, eşi ve Sama ülkeden kaçıyorlar. Yıllar süren direniş boyunca yaşanan tüm dünya basınında yer alıyor. Waad'ın doktor eşi sürekli demeçler veriyor, orada yaşananları anlatıyor. Waad da dünya basınına görsel gönderiyor. (Dün bitirdiğim Ian McEwan'ın (ki kendisine hayran olduğum bir yazardır) Çocuk Yasası romanında da Suriye'deki savaş ve ona dünyanın seyirci kalması geçiyordu) Muhtemelen çeşitli ülkelerden destek alıyorlardı. Çünkü kuşatma altında o kötü şartlarda bombalanan bir hastanenin yerine yenisi kurmak içini malzemelerle donatmak mümkün olmasa gerek. Nitekim film İngiliz ortak yapımı.
Filmi izlerken sürekli Waad'a teşekkür ettim. Bu o koşullar altında yılmadan yapılan güçlü bir çabayı gerektiren bir iş. İzleyince koşullardan neyi kastettiğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Buradaki linkte Halep'te savaşın dönüm noktalı başlağı altında yaşananlar tarihsel olarak özetlenmiş. Filmi izledikten sonra bu notlara göz atamanızı öneririm.




Yorumlar