SATRANÇ , Stefan Zweig
- dilek yiilmaz
- 29 May 2019
- 2 dakikada okunur
Stefan Zweig insan ruhunun derinliklerine inebilen bir yazar. Çok zorlu bir dönemin insanı. Birinci dünya savaşı bitiyor, ardından faşizm hızla yükseliyor ve ikinci dünya savaşı başlıyor. Zweig'de tüm yaşananlara, insanların kayıtsızlığına belki de, dayanamıyor ve intihar ediyor. Geriye çok sayıda etkileyici eser bırakarak...
Satranç Avusturyalı yazarın'ın ölümünden hemen önce tamamladığı birkaç düzyazı metinden biri. Kişisel olarak para ve güvenlik yönünden bir sorun yaşamasa da dünyanın durumuna karşı duyarsız kalamayan bir entellektüel Stefan Zweig Satranç'da insanı kuşatan baskıyı çok etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.
Hikâye bir gemi yolcuğu sırasında geçiyor. Newyork'tan Buenos Aires'e hareket eden büyük bir yolcu gemisinde. Tam da Zweig'in Amerika Birleşik Devletleri'nden nihayet son durağı Brezilya'ya gittiği gibi. İkinci dünya savaşı ya da hemen sonrası. Gemide çok ünlü bir yolcu var: dünya santranç şampiyonu. Ancak bu şampiyonun bir özelliği var aslında çok zeki bir insan değil, kimseyle iletişime geçmiyor, sadece satranç tahtasının başında farklı bir kişiliğe bürünüyor. Hırslı, paradan başka bir şey düşünmeyen bir makine gibi. Onu yenmeyi aklına koymuş bir Amerikalı'yla anlatıcımızın hikâyeye dahil olmasıyla olaylar gelişiyor ve asıl kahraman ortaya çıkıyor. Dünya şampiyonunun bütün satranç hamlelerini önceden tahmin edip onu yenen meçhul adam. Bu adamın hikâyeye dahil olmasıyla savaşın korkunç bir başka yönünü öğreniyoruz: psikolojik baskının nasıl ölümcül bir silaha dönüşebildiğini, en sakin, en zeki insanları bile delirtebildiğini.

Stefan Zweig, Satranç'ın hikâyesinde kullanılan GEMİ - YOLCULUK - TARAFLAR - SAVAŞ (satranç tahtası üzerinden) - KAZANMA HIRSI temalarıyla bir nevi dünya savaşının özetini çıkartmış gibi geliyor.
Ben uzun hikâye tarzındaki bu mini romanı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ahmet Cemal çevirisiyle okudum. Elimdeki 2013 baskısı. Okuyacaksanız mutlaka Ahmet Cemal çevirisiyle okuyun derim. Kitabın sonundaki "Satranç" Üzerine başlığıyla yazdığı yazı hem yazarın hayatına dair bilgiler içeriyor hem de Satranç'ın analizini yapıyor.
Benim okurken en çok yaptığım şey satırların altını çizmektir. Unutkan biriyim. Belki de çok şeyi aklımda tutmayı sevmiyorum. Ama okuduğum kitaplarla bu tür bir bağlantı kurmayı seviyorum. Belli bir süre sonra kitabı tekrar elime aldığımda karşılaştığım kurşun kalem izleri, kenarlara aldığım notlar hemen hafızamı harekete geçiriyor. Stefan Zweig'in Satranç'ından da altını çizdiğim bir kaç bölümü burada paylaşmak istiyorum:
"...bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa yaklaşmış demektir."
"Kısa süre öncesine kadar sakin ve rahat gemi yolcularıyken, şimdi kendini kazanma hırsına doludizgin kaptırmış kişiler olup çıkmıştık..."
"Gelgelelim Nasyonal Sosyalistler, ordularını bütün dünyaya karşı silahlandırmadan çok önce bütün komşu ülkelerde aynı ölçüde tehlikeli ve eğitimli bir başka orduyu, zarar görmüşlerden, geri plana itilmişlerden, aşağılanmışlardan oluşma bir lejyonu örgütlemeye koyulmuşlardı."
"... dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz."
" ... ansızın yapacak bir işim olmuştu - anlamsız, imaçsız bir iş diyebilirsiniz buna eğer isterseniz, ama yine de etrafımdaki hiçliği hiçe indirgeyen bir etkinlikti..."
Neyse... eminim herkes okuduğunda kendince altını çizecek bir şeyler bulacaktır bu kısa romanda. Eğer halen okumadıysanız daha fazla zaman kaybetmeyin ve alın okuyun derim.
Keyifli okumalar

Yorumlar