SINAV , JULİO CORTAZAR
- dilek yiilmaz
- 7 Tem 2019
- 2 dakikada okunur
Sınav 1950 yılında yazılmış. Cortazar 'ın kült romanı SEKSEK'e zemin oluşturan bir çok öğeyi barındıyormuş. Ben henüz SEKSEK'i okumadığım için o konuda yorum yapamıyorum. Yazarın kitabın başında önsöz niteliğinde verilen "Yazarın Notu"ndan alıntılıyorum. 1950'lilerde bu kitabın ülkesinde yayınlatılmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Roman boyunca karakterlerin sürekli şikayet ettikleri, yaşadıkları şehrin üstünü kaplayan ve git gide yoğunlaşan karanlık, pis kokulu sis büyük bir ihtimal bu ortamı betimlemek için kullanılmış.

Sınav 'ı okurken deneysel bir edebiyat çalışması yapıldığını bilerek okudum. Çünkü tanıtım metinlerinde de bahsediliyordu. Zor bir roman. Zaten bazı metinler öyledir. Okurken zorlanırım, ne anlattıklarını anlamak için tekrar tekrar geri döner satır ya da tüm paragrafı bir daha okurum. Sonunda pes ettiklerim de olur. İşin özüne ulaşamadığımı ya da ulaşamayacağımı düşünürüm. Ama o metinler bir şekilde bana dokunmuştur bile. Zihnimin bir yerine küçük bir çizik atmıştır. O çizik beni hep düşünmeye zorlar. Farkında olarak ya da olmayarak. İşte ben de bu etkiyi yaratan yazarlardan biri de Leyla Erbil'dir. Zordur o kadını anlamak ama bir defa içine girdiğinizde açtığı kapıdan artık dönülmez olmuştur bile. Bakış açınızı değişmiştir. İşte Julio Cortazar ile Leyla Erbil aynı dönemde yaşamış aynı tarihlerde birbirinden uzak iki farklı coğrafyada kalem oynatmışlar. Ama yapmaya çalıştıkları ve tarzları bence çok yakın. Dillerine tutkun, yeni arayışlar içinde, siyasi ortama ve topluma tepkili, özgürlüğe düşkün. Zaten Güney Amerika edebiyatıyla bizim edebiyatımızı da birbirine yakın bulurum ben. Yaşar Kemal'le Marquez kardeş yazarlar gibidir benim için.
Romanın hikâyesinden biraz bahsetmek gerekirse genç evli çiftimiz, ki kendileri henüz üniversitelerinden mezun olmamışlardır ve olayın başladığı günün ertesi gün akşam onları zorlu bir bitirme sınavı bekliyordur, Juan ve Clara ders çalışmak yerine arkadaşlarının peşine takılırlar ve karmaşık gündemiyle sokakların izini sürerler. Sokaklarda isyan, karmaşa, korku ve boşvermişlik hakimdir. Gençlerimiz ve arkadaşları ise hayatı ve insanı sorgulamaktadır. Onları bir hayalet gibi takip eden Abel ise tıpkı ülkenin üstüne çöken sis gibi bilinmezdir.
Roman üst satırlarda da belirttiğim gibi günümüzden epey bir önce yazılmış. Ancak satırlar arasında bakın ne buldum : "Şu kentsel dönüşüm işinde yıkılan onca binayla Buenos Aires eski Buenos Aires olmaktan çıktı." Biz de şu günlerde aynı şeyleri düşünmüyor muyuz?
Bir başka alıntı : "Uyandığımda", dedi Juan, "acil önlem olarak ilk aklıma gelen yeniden uykuya dalmak olur." "Gözlerini gerçeklere kapatmak dedikleri" dedi Andres "Sen şimdi dediklerime kulak ver, önemli çünkü. Yeniden uykuya dalmaktan söz ediyorsun, buna gayret ediyorsun. EĞer böyle yaparak kendi içine kapanacağını, çevrene bir duvar çekerek arkasına sığınıp, karşına çıkan bir şeye karşı kendini koruyacağını düşünüyorsan yanılıyorsun. Uyumak yitmekten başka bir şey değildir, yeniden uyumaya kalkıştığında aramakta olduğun ikinci bir kaçıştır sadece."
Altını kurşun kalemle çizdiğim birçok satır var bu kitapta. Kitap kulübü buluşmaları yaptığımızda beni en çok meraklandıran diğer okuyucuların hangi satırların altlarını çizdiği oluyor. Çoğu zaman çocuksu bir sevinçle aynı satırlarda buluştuğumuzu görüyoruz. Ne de olsa insan olmak aynı şey. Dünyanın neresinde olursanız, neler yaşamış olursanız olun. Öyle değil mi?
İyi okumalar,

Yorumlar