top of page

YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 4 Haz 2018
  • 4 dakikada okunur

Benim gibi binlerce anne olduğunu biliyorum, çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygılı ama güzel şeyler yapmaya çalışırken farkında olmadan hatalara düşen... YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI elime öyle bir zamanda geçti ki sanki bir psikoloji öğrencisi gibi okumaya, okuduklarım hakkında örneklerle düşünmeye ve itiraf edeyim zaman zaman gözyaşları içinde sanki bir seansta boşalma yaşıyormuşcasına okudum. YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI NE ANLATIYOR? Önce kendi durumumu özetliyeyim sonra da bu kitap elime nasıl geçti onu anlatayım size... Büyük kızım üniversite birinci sınıf öğrencisi, küçük kızım ise bu yıl liseye geçiş sınavına hazırladı. Büyük kızım yıl sonunda finallerine hazırlanması gerekirken bir türlü ders başına oturamıyordu. Sonunda bir gün karşılıklı kahve içerken bana üniversitesini ve bölümünü değiştirmek istediğini,  bölümünü hiç sevmediğini söyledi. Tabii ben şok!! Çünkü üniversiteye hazırlık dönemi sonrasında yerleştirme süreci tam bir kaostu. Tam rahat ettik derken böyle bir şeyin olması şaşırtıcıydı. Ama kızımın böyle bir hakkı vardı. Hatta böyle bir kararı işin başındayken vermesi belki de çok iyi olacaktı. Sorun doğru kararı verebilecek miydi? Biz, bizim çağımızdaki anne ve babalar, çocuklarımız için o kadar kaygılanıyor ve onların hep mutlu olması için o kadar çaba harcıyoruz ki bazen asıl önemli konuları gözden kaçırabiliyoruz. Mesela onların büyüdükleri gibi... Bu sınavlar, sürekli bir şeylere yetişme çabaları bir yerden sonra çocuklarımızla kurduğumuz diyalogları da sınırlıyor. Biz hesap soran onlar da hesap veren oluyorlar ve aile içinde her ne kadar öyle olmasını istemesek de aynı konuşmalar yapılıyor. Baktım çocuğuma ben yardımcı olamayacağım bir uzmana götürdüm. Sonra ondan çocuğuma yardımcı olmak için yapmam gerekenlerle ilgili tavsiye aldım. Bana hiç unutmayacağım iki şey söyledi: Birincisi siz çocuğunuzun hayal kurmasını engellemişsiniz dedi. Evet çünkü bir hep iyiliklerinin peşindeyken, onları hep iyi yerlerde görmek isterken hayallerini ellerinden almıştık. Oysa biz çocukken ne çok hayal kurardık. İkinci söylediği şey supliminal mesaj veriyorsunuz. Dilimiz çocuğumuzun duymak istediğini söylese de ardından gelen ama.lar, göz kaçırmalar, konuşmayı hep aynı noktaya bağlamalar çocuklara verilen subliminal mesajlar aslında. Bu tür mesajların etkinliği yıllarca reklam sektöründe kullanılmış. (kısaca bilgi için bknz.) Okumak için bir yayın tavsiyeyi istediğimde ise YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI 'nı okuyabileceğimi söyledi. Kitabın özünde Alice Miller kendi çocukluğumuzda yaşadığımız ve bir şekilde üstünü örttüğümüz, geri plana attığımız tecrübelerimizin hayatımızı nasıl etkilediği.... Kitap üç bölümden oluşuyor: 1- YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI VE NASIL PSİKOTERAPİST OLDUK, 2- BUNALIM VE BÜYÜKLÜK TUTKUSU İNKÂRIN İKİ FARKLI ŞEKLİ, 3- AŞAĞILANMANIN KISIR DÖNGÜSÜ Ben kitaplarımı okurken mutlaka altını kurşum kalemle çizerim ve yanlarına notlar alırım. Maalesef hafızam çok zayıf... Bir süre sonra çok beğendiğim bir kitabı elime aldığımda bu yaptığım şey çok işime yarıyor. YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI 'nda da altını çizdiğim çok bölüm var. Size aşağıda bir kaç alıntı yapmak istiyorum. 1- bölümden; Çocuğun ana / babanın ihtiyaçlarına uyum sağlaması -kesinlikle olmasa da çoğu zaman- "sanki-kişiliğinin" ya da genellikle "sahte benlik" olarak nitelenen bir kişiliğin oluşmana yol açar. Bu kişilik oluşumlarında insan sadece kendisinden beklenen türden davranışlar gösterdiği ve giderek bu kendini sunuç biçimiyle kaynaşıp birleştiği "sürekli bir tavır" edinir... Böyle bir durumdaki insanın gerçk benliğinin farklılaşıp gelişmesi mümkün olmaz, çünkü kişi gerçek benliğini yeterince yaşama fırsatı bulamamaktadır. 

Çocuk büyüdükten sonra da bazı şeyleri söylemesine, hatta düşünmesine bile izin verilmemiştir. Örneğin şunları ifade etme imkânını hiç bir zaman bulamamıştır: "Bırakın beni, üzülmüşsem üzgün, sevinmişsem sevinçli olurum, başkalarına mutlu görünmek zorunda değilim!... Üzüntümü, korkumu ve diğer duygularımı başkalarının ihtiyaçları karşılansın diye bastıramam! Kızarım, küserim, bu kimsenin başını ağırıtmız, kimseyi öldürmez. Beni incitirseniz kıyametleri kopartırım, hakkımdır bütün bunlar! Bunları seni anneciğim, seni babacağım, kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelmeden yapabilirim ben!"

  2. bölümden: Yazar burada bir vakasının terapisinden alıntı yapmış: "Dün işler iyi gidince bir bölüm daha bitireyim demiştim, işte her şey ondan sonra ters gitti. Çünkü kendime daha da yüklenince çalışma zevkimi kaybettim. Peki, niye kendime öyle yüklendim? Çünkü annemin söyledikleri aklıma geldi. Ne demişti: "Bak, iyi yapmışsın. O zaman şunu da bugün bitir gitsin, hadi oğlum..." Kafam kızdı, kitabı defteri bırakıp masadan kalktım. "Tekrar ne zaman çalışmaya başlayacağımı kendim bilirim!" diye düşündüm. Birdenbire kendimde neyi ne zaman yapacağımı bildiğime ilişkin bir güven duydum... Fakat sıkıntılarım daha önce son bulmuştu; tam kendime fazla yüklendiğim kafama dank edince rahatlamıştım." 3.bölümden: Ünlü yönetmen İngmar Bergman'ın bir alıntı. Yazar bunu kitabına rahatlıkla taşıyabilmiş çünkü yönetmen bunu bir söyleşisinde kamuoyu ile paylaşmış. Bergman protestan bir rahibin iki oğlundan biriymiş ve aile hayatında şu sahne sıkça yenilenirmiş: Ağabeyi babası tarafından sırtına kamçıyla vurularak cezalandırılırken annesi büyük oğlunun sırtını pamukla siliyor ve küçük İngmar bir iskemlede oturup bunları izliyor. Bergman yayında bu kamçı sahnesini heyecanlanmadan ve son derece soğukkanlı bir şekilde aktarmıştır. İnsan onu bu aynı tavrı ile küçük bir çocuk olarak ikemlede oturmuş olayı izlerken gözlerinin önününe getirebilir. Çocuk odadan kaçmaya kalkışmamakta,  görmemek için gözlerini yummamakta, bağırmamaktadır... Ancak, onun ağabeyi ile doğrudan ilgili olan bu anısı belki de kendi başından geçenleri örtmeye, bastırmaya hizmet ediyordu; dolayısıyla kamuflaj işlevi gören bir anıydı. Çünkü böyle bir babanın yalnız çocuklarından birini kamçılıyor olması düşük bir olasılıktır... Birçok insan uzun süre sadece kardeşlerinin aşağılamalara uğradığına inanır ve aynı şeylerin kendisinin de başına geldiğini ancak bilinç dışını deşen bir terapi sırasında hatırlar...

Alice Miller kimdir?

1923'te Polonya'da doğdu. 1946'da İsviçre'ye yerleşti, Basel'de felsefe, psikoloji ve sosyoloji eğitimi aldı. 1953 yılında doktora seviyesine ulaşan Miller Zürih' te psikanaliz eğitimi aldı. Sonraki 20 yıl psikanalist olarak terapi verdi. 1980 yılından sonra tedavi ve öğretimi bıraktı ve tecrübelerini kitaplarında topladı. Özellikle çocuk eğitiminde zor kullanmanın etkileri üzerine kitaplar yayınladı.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Düşler Sirki: Angela Nanetti'nin Masalsı Dünyası

Size bu yazımda Angela Nanetti'nin 'Düşler Sirki' romanından bahsetmek istiyorum. 'Dedem Bir Kiraz Ağacı' romanını okumayan var mıdır acaba? Hans Christian Andersen Ödüllü yazarı bu romanıyla tanımış

 
 
 

Yorumlar


bottom of page