YÜZYILLIK YALNIZLIK HAKKINDA
- dilek yiilmaz
- 13 May 2020
- 3 dakikada okunur
Yüzyıllık Yalnızlık romanını cesaret gösterip nihayet okudum. Kitaplığımda o kadar uzun zamandır bekliyordu ki. Size de olur mu bilmiyorum ama ben bazı kitaplara korkuyla karışık bir saygıyla yaklaşıyorum ve bazen onları okumaktan cidden çekiniyorum. Yüzyıllık Yalnızlık da bu kitaplardan biriydi. Ne de olsa üzerine tezler yazılmış, koskoca profesörlerin ders konusu olmuş ve adına büyülü gerçekçilik denilen bir akımın temsilcisi olmuş devasa bir eserden bahsediyoruz. İnsan okumak için gerekli yetkinliğe sahip olmayı bekliyor. Kitaplığımda bunun gibi bir kaç roman daha var. Şimdi isimlerini söylemeyeyim ama bu yazıyı okuyanların emin birkaç tahmini olacaktır.
Neyse geçtiğimiz haftalarda evde yapılacak iş ararken hep ihmal ettiğim kitaplığı düzenleme ve kayda alma işlemi sırasında artık Yüzyıllık Yalnızlığı okumayı aklıma koydum. Ve okumaya başladım. Aynı şehirde yaşamadığım, sosyal medya üzerinden tanıştığım bir yazar arkadaşımla paralel okuma gerçekleştirdik. Bu durum da tamamen rastlantısaldı, böyle bir şeyi planlamamıştık. Sanırım o da benim gibi bahanelerle kitaplığında bekletmişti. Meğer bu corona virüsünün neden olduğu Covid 19 salgın günleri Yüzyıllık Yalnızlık okumak için en uygun zamanmış. 400 küsür sayfalık romanın ilk çeyreğine yaklaşmışken şöyle bir ukâlalık bile ettim kendi kendime: Ya biraz abartmış olabilirler... ama ilerledikçe gördüm ki gerçekten büyülü gerçeklik diye bir şey varmış ve ben romanın kapağını açar açmaz o gerçekliğin içine hapsolmaktan çok hoşlanmıştım. Bir kitaba aşık olur mu insan? Ben oldum. Sanırım Yüzyıllık Yanlızlık ömrüm boyunca beni etkilemeye devam edecek. Sonuç olarak şunu söylemek isterim: siz de benim gibi çeşitli nedenle henüz okumadıysanız hiç vakit kaybetmeyin!
Tabii arkadaşımla ortak okuma yapınca sonrasında o okumanın değerlendirmesi, yapılan kaynak araştırmalarının paylaşılması gibi süreçlerde oldu. Ben çok ayrıntılarına girmeden her yerde bulabileceğiniz romanın konusunu şöyle kendimce bir özetlemek istiyorum. Bu özet hiç bir şekilde ipucu içermiyor rahat olun. Roman BUENDIA AİLESİ hakkında. Jose Arcadio Buendia bir düş görür ve karısı Ursula ve onunla birlikte hareket edenlerle yaşayacakları yeri bulmak üzere yola çıkar, sonunda bulur ve şehre Macondo adını verirler. Bu şehri hiç yoktan var ederken peşlerini bir lanet bırakmaz. Jose Arcadio çok meraklı bir adamdır hayatına bir çingene girer. Çingeneler o zamanlar farklı ülkeleri gezip getirdiklerini burada satarlar. Ailenin çoğalmasıyla paralel bir şekilde Macondo'da büyür, gelişir. İlginç olan sanki bir çemberin sürekli kendi etrafında dönmesi gibi aile çocuklarına hep aynı isimleri verir. İsimlerle birlikte kaderlerini de vermektedirler.

Roman Güney Amerika ülkelerinin doğasında olan büyü, masal, hayal, rüya argümanlarıyla beslenir. Aynı zamanda özgür bir cinsel yaşam, farklı kültüler, din de anlatıya yerleşir. Hatta Buendia Ailesi'nin tarihi isim verilmesede Kolombiya tarihinden izler taşır. Devrim çabaları, katliamlar, muz tarlaları, tren yolu yapımı, Amerikalıların gelip ticaret yapmaları gibi bir çok gerçekliği olan olguyla da hikâye içinde karşılaşırız. Hayal gücü güçlü bir anlatı vardır elimizde. Hayal kuran, cesur, aşık, cinsel gücü yüksek erkekler; en az onlar kadar güçlü, renkli, doğurgan ve dirayetli kadınlar. Dünyanın tüm canlı renklerini önümüze sunmuştur yazar.
"Hiçbir yere gidecek değiliz" dedi. "birada çocuk sahibi olduk, o yüzden burada kalacağız." Jose Arcadio Buendia, "Ama daha hiç ölen olmadı" diye karşılık verdi. "İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir."Ursula incitmeyen bir kararlılıkla direndi: "sizlerin burada kalması için benim ölmem gerekiyorsa, ölürüm."
Bunun gibi altını çizdiğim o kadar çok bölüm var ki. Nihayetinde bende kalan ya da benim de hep düşündüğüm şey bu olduğu için ben de kalan yanı yaşamın ve insanlık tarihinin bir tek düzelikten ibaret olduğudur.
Gülümseyerek, "Çocuğu nehirde yüzen sepetin içinde bulduğumuzu söyleyeceğiz" dedi. Rahibe, "buna kimse inanmaz" diye karşılık verdi. Fernanda, "Madem İncil'de yazdığı zaman inanıyorlar, ben söylediğim zaman neden inanmasınlar" dedi.
Arkadaşım Oggito.com'da çok güzel bir yazı bulmuştu. Buraya bırakıyorum. Biraz uzun ama kesinlikle okunmaya değer ders notlarından oluşuyor.
Bir güzel paylaşım da geçen gün Kayıp Rıhtım'a düştü onu da buraya bırakıyorum. Selin Çınar bu muhteşem romanı illüstre etmiş. Ortaya harika işler çıkmış. Tabii sanatçının kendi hayal gücü bu.
Son olarak Netflix Yüzyıllık Yalnızlık'ı diziye dönüştürüyor haberini de verelim. Pandemi nedeniyle bütün yapımların sekteye uğraması gibi muhmetemelen yayınlanma tarihi gecikecek olsa da ilk defa filme uyarlanacak olması heyecan verici. Can Yayınları tarafından paylaşılan haberi buraya bırakıyorum.
Sevgilerimle,

Yorumlar