ÖLÜLER NASIL DÜŞLER?
- dilek yiilmaz
- 10 Şub 2022
- 3 dakikada okunur
Lydia Millet tarafından 2007 yılında yazılmış, Türkçeye çevirilerek 2017 yılında basılmış Ölüler Nasıl Düşler? romanını sosyal medyadan takip ettiğim ve öykülerini çok sevdiğim yazar Mevsim Yenice sayesinde aldım. Şöyle bir şey demişti yanlış hatırlamıyorsam: "Keşke ben yazsaydım dediğim bir roman" Çok güçlü bir arzu. Üstelik Mevsim gibi kalemi güçlü bir yazardan gelince hemen sipariş ettim ve okudum. Sadece ben de değil kızım Zeynep'le birlikte birer hafta arayla okuduk. Bir kitabın üzerine sohbet edebileceğiniz birileninin olması ne büyük mutluluktur... Ancak kızım biraz bana tepkili "Anne sen romanları artık farklı bir şekilde okuyorsun" diyor. Onun bu uyarısıyla ne kadar haklı olduğunu düşündüm. Ben yazan biri olarak okuyorum. Yani karakter, geçmişi, çevresi, duyguları, metaforlar, nasıl olması gerektiği hepsini düşünüyorum. Böyle olunca da sadece okuyup geçemiyorum. Sanırım bundan sonra da artık yapabileceğim bir şey yok. Her kitabı ameliyat masasına yatıracağım mecburen.
Neyse Ölüler Nasıl Düşler? romanına gelirsek. Çok etkileyici başladı. İlginç bir çocuk karakterle karşı karşıydım. Daha onlu yaşlarına gelmemişken paraya değer veren, anne ve basıyla para hesabı yapan, geleceğini planlayan bir çocuk. Bu arada ailesinin tek çocuğu. Annesini seven bir çocuk. Aile -aslında anne- dini bütün biri. Ailecek düzenli kiliseye gidiyorlar, yaşamının merkezinde din var. Okulu, bağış kulüpleri, ayinler. Babası pek oralı değil hatta zaman zaman tepkili. Yıllar geçiyor, çocuk büyürken para kazanmanın farklı yollarını keşfediyor, hep kafasında daha fazla kazanmak var. Akıllı biri. Evden ayrılıyor ama annesiyle iletişimini hiç koparmayor. Tek fark var ilişkilerinde sanki annesinin o koruyuculuğunu yitirmiş gibi.
Annesi onunla konuşacak gücü toplayamadığından sadece dinlemekle yetinmişti. Aralarında olağan bir duruma dönüşmüştü u. Annesi kendisini aradığı için memnun olduğunu, neler yaptığını öğrenmek istediğini söyler ama T. her aradığında konuşma monologa dönüşürdü. Yaptığı şeyleri, annesinin sessizliklerinin belirlediği ritimde ahizeye sıralar, annesine ne var ne yok diye sorduğundaysa sürekli "Ah canım, hep aynı" cevabını alırdı. Bunun üstüne T. bir şeyler öğrenebilmek için, "Ee, sen neler yapıyorsun?" diye sorar fakat yine aynı karşılığı alırdı. En sonunda sormaktan vazgeçmişti. Sanki günlerini dolduran, birleştiren, hizaya sokan hiçbir şey yoktu; hayatında hiçbir şey olup bitmiyordu. syf.33
Bu arada alıntıdan fark etmişsinizdir yazar karakterinin ismini sadece bir iki yerde kullanıyor, çoğunlukla T. kısaltması geçiyor. Bu da karakteri sanki daha ilginç kılıyor. T. işinde hızla ilerliyor, kiminle nasıl bağlantı kuracağını nereye nasıl yatırım yapacağın, hatta hangi karakterde yardımcılarla çalışacağını kısacası kimin ve neyin kendisine faydalı olacağını iyi analiz ediyor. İnsan psikolojisini de iyi analiz ediyor. Ancak kendisi sanki duygularından arınmış, hedefine odaklanmış bir makine gibi:
İnsanlar tutku istediklerini söylediklerinde kastettikleri yenilik hissiydi; güzel olan yerine onaylanmışı istiyorlardı; mücadele yerine dışarıdan bakılınca güçlükle kazanılmış gibi görünen kolay bir zaferdi istedikleri. Tanrı yerine sevgisini gösteren bir baba; İsa yerine sevgisini ispatlayan bir dost; inanç yerine onları asla değiştirmeyen bir sevgiyle seven bir anne. syf.39
Bu romanın beni en etkileyen tarafını kurgusunun okuyucuyu saşırtarak başlangıçtaki beklentinin tam aksine düz bir çizgide ilerlememesi. Karakter bile buna hizmet ediyor. Tam kafanızda bir T. karakteri oluşturuyorsunuz bir bakıyorsunuz aslında öyle biri değil. Bir robot olduğuna kanaat getirmek üzere olduğum T. bir gün lüks otomobiliyle yol alırken ansızın önüne çıkan bir yaban hayvanını eziyor. Basıp gitmek yerine hayvan için yas tutuyor. Sonrasında da onu hiç unutamıyor. Hatta sırf bu yüzden bir köpeği sahipleniyor. Ona sevgisini veriyor. Tüm bunlar iş yaşamında değişikliğe neden olmuyor elbette o yine para kazanmaya devam ediyor. Üstelik emlak işinde çölleri şehirlere çeviriyor. Kimlerin neye, nasıl ve ne için para harcayacağını bildiği ve yatırımcı da bulduğu için her şey planlandığı gibi gidiyor. Sevgisini paylaştığı tek canlıysa köpeği. Evine gelip giden bir arkadaşı, sevgilisi ailesinden herhangi biri yok. Temizlikçisi dışında. Ama günün birinde annesi çıkıp geliyor. Her zamanki kontrollü halini yitirmiş ve darmadağın bir şekilde. O gün babasının onu terk ettiğini öğreniyor.
Bilinenlerin gerçekleri gizlemek olduğu, yaşamın düz bir çizgide ilerlemediği, modernlik anlaşıyla değişenen dünyamızın nasıl bir yer olduğu, bireysellikten toplumsallığa, dinin yaşamdaki yerine, batıl inançlara, yaşamda her şeyin mümkün olabildiği ve daha bir çok şey bu romanla ilgili tema olarak düşünülecek, konuşulacak konular. Benim söyleyeceğim bir diğer şey de farklı bir metin okuyacağınız. Bitirdiğinizde şimdi ne oldu? Bütün bunların nedeni ne? diye sorduğumu hatırlıyorum. Keza buraya romanla ilgili notları düşerken de aynı sorular zihnimde dolaşıp duruyorlar. Kim bilir belki de yazarın tek amacı buydu.
"T. BU DAVETSİZ MİSAFİRLİKLERİNDEN kimseye bahsetmeyip, asıl benliğiyle insanlara gösterdiği yüzü arasındaki farkı özenle muhafaza etti." syf. 162
Elbette daha bir çok şey oluyor ama biliyorsunuz ben tam özet vermeyi sevmiyorum. Okuma kişisel bir eylem ve bir takım değerli sırları içinde barındıyor. Bunların büyüsünü kaçırmamak lazım. Ben bir süre sonra bu romanı bir kez daha okumalıyım kendime bir not düşeyim. Çünkü bunu hak ediyor. Ayrıca çok kolay bir okuma sunmadığını söyleyeyim. Yine de Kollektif Kitap'tan böyle kitaplar çıkıyor. Güzel de oluyor. Çevirisini de beğendim, tashihle ya da baskı sorunlarıyla da karşılaşmadım. Elimdeki ilk baskı bence baskısı tükenmeden alın. Çoğu zaman bu tarz kitaplar ikinci baskıya girmiyor.
Keyifli okumalar,
KÜNYE:
KİTAP ADI: ÖLÜLER NASIL DÜŞLER
YAZARI: LYDİA MİLLET
YAYINEVİ: KOLLEKTİF KİTAP
ÇEVİRİ: EVRİM ÖNCÜL
SAYFA SAYISI: 238
YAYIN YILI: 2017

Yorumlar