top of page

EVİNİ SEÇEN KÜÇÜK KUŞ

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 6 Kas 2020
  • 3 dakikada okunur

Bu akşam masal okuma sırası babasındaydı. Masal bitince, odanın ışığını söndürüp gitmeden önce Ayla ona:  

- Baba, anneni özlüyor musun? diye sordu. 

-Özlemez olur muyum kızım. Hem de çok özlüyorum. Ama biliyorsun o artık cennet bahçesinde, dedi.  

Kimse Ayla kadar özleyemezdi. Babası bile. Şimdi odası kapkaranlıktı. Aslında Ayla karanlığı hiç sevmez. Hatta korktuğu bile söylenebilir. Ama o gece ışıkları yakmak içinden gelmedi. Sanki sadece odanın ışıkları değil, içindeki ışıklar da sönmüştü. Yatağında sağa döndü, sola döndü bir türlü uyuyamadı. Hayatında babaannenin yokluğunu dolduracak hiçbir şey yoktu. Eskiden böyle karanlıkta kaldığında gölgeleri korkunç canavarlara benzetirdi. Koşar onun odasına gider, sessizce onun yanına uzanırdı. O da birbirinden güzel masallar anlatırdı. Örtüsünü üstünden atarken söylendi: “Nereye gittiği hiç fark etmez. O artık yok ve ben çok yalnızım!” 

Günlerdir hiç durmaksınız yaptığı gibi yeniden ağlamak üzereydi ki odanın içinden gelen neşeli bir “cik” sesi duydu. Hemen sonra da bir “cik cik cik”. Ve bir “cik cik cik cik” daha. Yataktan fırladı, etrafa bakındı ve pencere kenarında onu gördü. Papağandan küçük serçeden büyük bir kuş, aralık pencere pervazında durmuş başını sağa sola eğerek Ayla’yı izliyordu. Odanın ışıkları kapalı da olsa o gece gökyüzünde kocaman bir dolunay vardı ve içeriyi aydınlatıyordu. Kuşun iri birer boncuk gibi siyah gözleri bembeyaz bir çember içindeydi. Hele o tüylerine ne demeli? Küçücük kafasının üstünde turuncudan başlayıp kırmızıya geçen, ondan sonra yeşile dönen tüyleri vardı. Ayla onu şaşkın şaşkın izlerden kuş kanatlarını açtı ve Ayla’ya doğru uçtu. Gelip omzuna kondu. Sonra da küçük kızı çok şaşırtan bir şey daha yaptı: konuştu. Evet ya bu güzel kuş konuşuyordu. Ama sadece şöyle şeyler söylüyordu: “Öpücük, öpücük, cici kız, cici kız, öpücük” Ayla yanağını uzattı o da gagasını yanağını sürttü, sanki öper gibi yaptı. 

Ayla sabah uyandığında akşam gördüğü rüyayı düşündü. Evet, kesinlikle bir rüya görmüştü. Çok güzel rengarenk bir kuş gelmiş, onunla konuşmuştu. Gözlerini ovaladı. Odasına bakındı. Yok rüya değilmiş. O kuş gerçekten gelmiş. İşte orada, çalışma masasının sandalyesine tünemiş uyukluyordu. Ama bu kuş uykusu dedikleri şey doğruydu herhalde, çünkü kuş Ayla hareket edince hemen uyanıverdi. Yine dün gece yaptığı gibi neşeli sesler çıkartarak odada uçtu. Sonra da geldi Ayla’nın kafasına kondu. Küçük pençelerindeki tırnaklar Ayla’nın kafasına battıkça bizim kız kahkaha atıyordu çünkü çok gıdıklanıyordu. Elini uzattı kuşu tuttu. Kuş kaçmadı. Elinin üstünde öylece durdu. Hatta “Öpücük, cici kız” deyip bu kez de günaydın öpücüğünü istedi. Ayla çok mutluydu. Sanki bütün kederi bu kuşun kanatlarından yayılan rüzgâr gibi dağılıp gitmişti.  

Ama salondan gelen sesleri duyunca hemen panikledi. Annesiyle babası eve giren bu kuşun onunla yaşamasına asla izin vermezlerdi. Annesi tam bir temizlik hastasıydı. Sabahtan akşama kadar evi temizlerdi. Hiçbir zaman bir hayvanı olmasına izin vermemişti. Hatta tüylü oyuncakları bile olmamıştı. Babası da izin vermezdi, biliyordu. Çünkü annesi ne derse onun tarafını tutardı. Ayrıca babasının alerjisi vardı. Bir keresinde Ayla sokaktan gizlice bir yavru kedi getirmişti de babası tüy dedektifi gibi sürekli hapşırıp durmuştu. Sonra o kedinin annesi ortaya çıkınca, “yazık annesiz kalmasın” demiş, göndermişlerdi. Ama Ayla bu sefer bu kuşu asla gönderemezdi. En üzgün olduğu anda gelen bir kurtarıcı gibiydi. Belki de babaannesi göndermişti. Kim bilebilir ki? Onu cennet bahçesinden izlemiş ve ne kadar üzüldüğünü görmüş, artık üzülmesin diye neşeli bir arkadaş göndermişti. Olamaz mı? O halde yapılması gereken şey belliydi. Bu bir sır olarak kalmalıydı. Kuş tekrar “Cik cik cik” diye öttüğünde Ayla gagasını tuttu: “Sus sessiz olmalıyız Boncuk” Boncuk mu? Boncuk da nereden çıktı? Kuşun adını bu muydu? Peki Ayla nereden biliyordu. Evet ya gece yatmadan önce kuş durmadan “Boncuk iyi geceler, Boncuk iyi geceler” demişti ya. Şu minik kara gözler için ne de uygun bir isim diye düşündü.  

Ayla artık günlerdir ağlamıyordu. Odasından da pek çıkmıyordu. Sadece yemek vakitleri ve tuvalete gitmesi gerektiğinde odasından çıkıyordu. Annesiyle babası Boncuk’u fark etmeden günler geçti. Hatta annesi birdenbire Ayla’nın nasıl böyle düzenli bir çocuk olduğuna şaşırmıştı. Çünkü Ayla odasını kendi topluyordu. Hatta annesine yardımcı oluyor odasını süpürüyor, toz alıyordu. Ama işte bir evin içinde hiçbir sır sonsuza kadar sır olarak kalmaz ya Ayla’nın minik kuşu da sır olarak kalamadı. Boncuk çok enerjik, neşeli ama meraklı bir kuştu. Bir gün fırsatını bulup Ayla’nın odasının aralık kalan kapısından salona uçtu. Hem de babası gazete okurken tam üstünden uçtu. Babası esintiyi fark edip: “Hay allah sanki bir esinti oldu” dedi. Sonra arkasını döndüğünde, allahtan Boncuk tam zamanında havalanmıştı, kuşu görmedi. Ayla da peşinden koşmuştu. Babasına: “Cam açık kalmış sanırım babacım” dedi. Ama Ayla’nın meraklı kuşu durur mu? Oradan da mutfağa uçtu. Annesi akşam yemeği için bulgur ayıklamış ıslatıp kenara koymuştu. Bizimki sanki Ayla ona hiç yemek vermiyormuş gibi gidip bulgur taneciklerinin tadına bakmaya başladı. Mutfaktan annenin “Ayyyy sen de nereden çıktın? Kışşşşttt!” deyince Ayla başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissetti. Boncuk da yaptığı yaramazlığın farkındaymış gibi gerisin geri Ayla’nın odasına döndü.  

Sonra ne mi oldu? Elbette Ayla’nın anne ve babasını razı etmesi hiç de kolay olmadı. Sonunda kabul ettiler çünkü Ayla o çok üzücü günlerden sonra ilk defa mutluydu. Üstelik bu minik kuş mahalledeki bu kadar ev içinden gelip Ayla’yı bulmuştu. Ne kadar da sevimliydi. Tıpkı bir maskot gibiydi. Onları ayırmak çok büyük haksızlık olur diye düşündüler. Ancak şartları vardı. Boncuk Ayla’nın odasında bazen de salonda dolaşabilirdi. Mutfak ona kesinlikle yasaktı. Ayrıca temizliğinden ve bakımından Ayla sorumlu olacaktı. Burada babası da alerjisi için doktora gitti. Küçük kuş yüzünden iyice hastalanmak istemezdi. Onun sadece kedi ve köpek tüyüne alerjisi olduğunu ortaya çıktı. En güzeli de neydi biliyor musunuz? Kuşun cinsi. Yani hani ne papağan ne serçe demiştik ya. Bu Boncuk bir Cennet Papağanı’ymış. Sizce de çok ilginç değil mi?  

Son Yazılar

Hepsini Gör
Düşler Sirki: Angela Nanetti'nin Masalsı Dünyası

Size bu yazımda Angela Nanetti'nin 'Düşler Sirki' romanından bahsetmek istiyorum. 'Dedem Bir Kiraz Ağacı' romanını okumayan var mıdır acaba? Hans Christian Andersen Ödüllü yazarı bu romanıyla tanımış

 
 
 

Yorumlar


bottom of page