top of page

çöp dağıtıcılar , çocuk hikayesi

  • Yazarın fotoğrafı: dilek yiilmaz
    dilek yiilmaz
  • 8 Eki 2020
  • 3 dakikada okunur

Annem hafta sonu çalışacakmış. Çok sevindim. Sabah işe giderken beni dedemlere bıraktı. Cumartesi ve Pazar harika geçecek demektir. Çok eğleniriz biz dedemle. O harika bir dededir. Üstelik onların evi bizimki gibi değil. Bir sitede oturuyorlar. Ama kocaman bir bahçesi ve çocuk parkı var. Hatta bir de yüzme havuzu. Ama dedemlerin evindeki en güzel şey Bay Bıyık. Evet yanlış duymadın, Bay Bıyık. Dedemin meraklı, dik kafalı kedisinin ismidir bu. Ben de bir kedim olsun istiyorum. Ya da bir köpeğim. Anneme ve babama ne diller döküyorum. Ama cevap hep aynı “Asla olmaz.” Çalışırken bir de hayvanın sorumluluğunu alamazlarmış. “Ben bakıcam” diyorum ama dinleyen kim?  

Bay Bıyık gerçekten de başına buyruk bir hayvan. Mesela eve misafir gelmesinden pek hoşlanmaz. Ben hariç tabii. Sonra genelde uyuklar. Formuna çok dikkat eder. Bunun için sürekli bir yerlerden atlar durur. Diğer kedilerle kovalamaca oynar. Bir şeye kızmışsa hemen belli eder. Öyle bir tıslar ki korkar kaçarsın. Dış kapıyı açık gördü mü asla affetmez, apartmanda tur atmaya çıkar. Ne zaman canı isterse o zaman eve döner. Eee dedem de onu cezalandırır. Hemen kapıyı açmaz. Önce biraz yalvartır. “Kal bakalım dışarda da aklın başına gelsin” der. Ama benim dedem çok yufka yüreklidir. Fazla dayanamaz onu içeri alır. Evlerine her gittiğimde bana sıkı sıkı tembihler: “Bak bahçeye inerken kapıyı aralık bırakma kaçmasın bu yaramaz!” 

Anneannemin sitede çok arkadaşı var. Onların da benim yaşımda torunları. Benim gibi ziyarete gelip kalan çocuklarla arkadaş oldum. Toplanıp parkta oynarız. Biz erkekler maç yaparız ya da basketbol oynarız. Hava güzelse hep birlikte havuzda yüzeriz. En güzel tarafı da zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamayız. Üstelik oyundan sonra bahçede bizi bir ziyafet bekler. Anneanneler, babaanneler torunlarını şımartmak için mutfaktaki bütün hünerlerini sergilerler. Kıymalı börekler, kekler, kısırlar, limonatalar, ev yapımı dondurmalar. Her şey ama her şey inanılmaz lezzetli olur.  

O gün de öyleydi. Çocuklarla top peşinde koşarken öyle acıkmıştık ki tıka basa yedik. Sonra ben çimenlere oturdum. Biraz gökyüzünü seyrettim. Biraz etrafı. İşte tam o zaman gördüm onları. Tellere yaslanmış bizi izleyen iki çocuk vardı. Üstleri başları çok kirliydi. Saçları belki de haftalardır tarak yüzü görmemişti. Biri benim yaşlarımda bir kız, diğeri ondan üç – dört yaş küçük olmalı, bir erkekti. Bizi aslında bizi değil de masadaki yemekleri izliyorlardı. Onları fark ettiğimi anlayınca kız oğlanın elinden tuttu, kaçtılar. Çok üzüldüm. Yediğim her lokma midemde taşa döndü. Aç oldukları hallerinden belliydi. Çocuklara bahsettim. “Boş ver onlar Suriyeli. Buralarda çok var onlardan…” dediler. “Ülkelerini bırakıp gelmeselermiş.” Bizimkilerin anne babaları öyle diyorlarmış. Sinirlendim. “Kimse ülkesini isteyerek terk etmez” dedim.  

Dedemlerim sitesinde her şey çok düzenlidir. Mesela akşam hep aynı saatte çöpler kapının önüne konur ki kapıcı abi onları alsın. O akşam garip bir şey oldu. Apartmanda bir gürültü koptu. Hepimiz kapıya çıktık. Baktık ki az önce bıraktığımız çöpler darmadağın olmuş. Karşı dairenin de öyle. Üstelik neredeyse aşağıya kadar tüm katlar da durum aynıymış. Kapıcı bizim kapının önünde bağırıp söyleniyor: “Hiç mi acımaları yok bunların?... Nedir bu pislik böyle?... Kim yaptı?” Karşı komşu Alper Amca hemen “Kesin bir kedi yapmıştır. Beslemeyin diyoruz şu kedileri ama laf anlatamıyoruz ki..” Bu laf dedemeydi. Evindeki kediye bir şey söyleyemiyor ama bahçeye giren sokak kedilerini beslediği için çok kızıyorlardı. Diğer komşular da öyle. Dedem bana döndü: “Can, Bay Bıyık nerede? Gördün mü onu?” Görmemiştim. Bizimki evde yoktu. Apartmanda adı çıkmış zaten yaramaz kedi diye. Ama daha önce hiç böyle bir şey yapmadığı için biz de şaşırdık. İnsanlar Bay Bıyık’ın evde olmadığını duyunca fısır fısır konuşmaya başladılar. Dedemde hem öfkesinden hem utancından kızardı. “Ben bulurum şimdi onu” diyerek üstüne hırkasını aldı, çıktı. Ben de peşinden. Gerçekten her katta bütün çöpler darmadağın olmuştu. Biz de dedemle bunu yapanın Bay Bıyık olduğunu düşünmeye başladık. “Son günlerde iyice hırçınlaştı zaten” diye söyleniyordu dedem. Sonunda kalorifer dairesinin bulunduğu kata indik. Nihayet bizimkinden bir iz vardı. Mırlama sesi geliyordu. Dedem: “Bak şerefsize sanki biz yemek, yatacak yer vermiyoruz. Çöplerden beslenip, nerelerde yatıyor” derken, duyduğumuz sesi takip ettik. Bir de ne görelim? Bizim yaramaz oğlan küçük bir çocuğun kucağına uzanmış o sevdikçe mırlayıp duruyor. Bu çocuk benim akşamüstü bahçede gördüğüm çocuk.  Siteyi ayıran tellere yaslanıp bizi izliyorlardı. O zaman anlamıştım ne kadar aç olduklarını ama kaçıp gitmişlerdi. Ablası da oradaydı. Hatta eski bir battaniye, köşesi yanık bir yastık, eski püskü bir bavul da vardı. “Burayı küçük bir ev yapmışlar” dedi dedem. Neredeyse ağlayacaktı. Bizi fark ettiler ve çok korktular. Kaçmak istediler. Ama kaçacak yerleri yoktu. Dedem onları sakinleştirdi. Bay Bıyık gelip dedemin ayaklarına özür diler gibi sürününce zararsız olduğumuza ikna oldular sanırım. Evet biz iyi insanlardık. Bizden onlara zarar gelmezdi. Dedem bana “Galiba çöp dağıtıcıları bulduk oğlum. Sen Bay Bıyık’ı da al koş anneanne…” deyince olduğum yerde kaldım kıpırdayamadım. Arkadaşlarımın aileleri ne demişti “Onlar Suriyeli, ülkelerini terk etmeselerdi, bizi ne!” ya dedem de onlar gibi düşünüyorsa diye endişelendim. Dedem bana baktı, gülümsedi ve şöyle dedi: “…söyle masaya iki tabak daha koysun. Akşama misafirlerimiz var.” Söyledim benim dedem bir harikadır.  

YAZAN: DİLEK YILMAZ

Son Yazılar

Hepsini Gör
Düşler Sirki: Angela Nanetti'nin Masalsı Dünyası

Size bu yazımda Angela Nanetti'nin 'Düşler Sirki' romanından bahsetmek istiyorum. 'Dedem Bir Kiraz Ağacı' romanını okumayan var mıdır acaba? Hans Christian Andersen Ödüllü yazarı bu romanıyla tanımış

 
 
 

Yorumlar


bottom of page